Search Results for: haber

AYANCIKDAN HABERLER ve ÖNEMLİ TELEFONLAR

BU BULUŞ ÇOK KONUŞULUYOR
ARI KOVANI

1978’den Beri Kamyon ve Otobüslerin Sert Plastik Aksamlarını Üreten Yıldırım Plastik’in Sahibi Ayancık’lı Muzaffer Yıldırım, Tübitak ile Yeni Proje Geliştirdi ve Özel Bir Plastikten Arı Kovanı Yaptı. Yeni Kovanlar, Tahta Kovanlara Göre Daha Sağlıklı, Temiz, Uzun Ömürlü ve Ana Arı Ölümlerini Önleyen, Arı Biti Oluşumunu Azaltan Özelliklere Sahip.

1978’den beri kamyon ve otobüslerin sert plastik aksamlarını üreten Yıldırım Plastik’in sahibi Muzaffer Yıldırım, TÜBİTAK ile yeni proje geliştirdi ve özel bir plastikten arı kovanı yaptı. Yeni kovanlar, tahta kovanlara göre daha sağlıklı, temiz, uzun ömürlü ve ana arı ölümlerini önleyen, arı biti oluşumunu azaltan özelliklere sahip. TÜRKİYE’de üretim yapan Mercedes, BMC, Ford, Isuzu gibi otomotiv devlerine 1978’den beri kamyon ve otobüslerin sert plastik aksamlarını üreten Yıldırım Plastik Makina Kalıp Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin sahibi Muzaffer Yıldırım, şimdi de özel bir plastikten arı kovanları yapmaya başladı. Şirketin ’inovasyon’ arayışları kapsamında, TÜBİTAK ile birlikte geliştirilen yeni arı kovanları tahta kovanlara göre daha sağlıklı, temiz, uzun ömürlü ve ana arı ölümlerini önlüyor. Ayrıca arı biti oluşumunu da büyük ölçüde azaltıyor.

İlkokul mezunu sanayici Sinop Ayancık doğumlu olan Muzaffer Yıldırım, şöyle başlıyor anlatmaya: “Babam Sinop’ta deniz taşımacılığı yapardı. Sonra İstanbul’a geldik ve çalışmaya başladım. Aslında ben teyzemin yanına İstanbul’da okumak için gelmiştim ama parasız yatılı okul kazamadım ve 13 yaşımda sanat öğrenmek için kalıp yapan bir tornacının yanına çırak oldum. Okula gidemediğim için üzülüyordum, akşam sanat okulunda teknik resim kurslarına katıldım. Askerden gelince de 1975’te plastik kalıp ustası olarak kendi işimi kurdum. Plastik mutfak eşyalarının, kapkacağın, bidonların, plastik oyuncakların kalıplarını yapıyorduk. Plastik fabrikalarına atölyelere kalıplar satıyorduk.”

Mercedes’le otomotive

1978’de otomotiv sektörünün ihtiyacı olan plastik yan ürünlerin kalıplarını da yapmaya başladığını anlatan Muzaffer Yıldırım, “Süleymaniye’den Yenibosna’ya taşındım ve orada otomotiv sanayisine üretim yapmaya başladım. 1978’de Mercedes Unimog’ların bazı sert plastik parçalarının kalıplarını üretmeye başladık. Halen Mercedes’e üretimimiz sürüyor. Ford, Isuzu ile 20 yıldır, Temsa ile 10 yıldır, BMC ile 15 yıldır çalışıyoruz” diyor. Yıldırım, son 10 yıldır belediye otobüslerinin koltuklarını da blok olarak ürettiklerini Beylikdüzü’nde üç üretim tesisinde, 10 bin metrekarelik kapalı alanda 110 kişilik istihdamla otomotiv sanayisinin yanısıra, promosyon ürenleri de ürettiklerini belirtiyor.

Makine de üretiyoruz

Sokaklardaki park levhalarını, şemsiye bidonlarını, plastik rafları ürettiklerini anlatan Muzaffer Yıldırım şöyle devam ediyor: “Makinemizi kendimiz yaparız. Bu konuda Rusya’da müşterilerimiz, ortaklığımız var. Kriz tecrübemiz olduğu için üretimimiz farklı alanlara yaydık. Eskiden sadece otomotive üretirdik. Şu anda kapasitemizin yüzde 30’u otomotive çalışıyor. İzaydaş’a tıbbi atık bidonu bile üretiyoruz.”

Kovan başına bal 50 kiloya çıkacak

TÜRKİYE’de kovan başına bal üretiminin dünya standartlarına göre çok düşük olduğunu söyleyen Muzaffer Yıldırım, “Arı soğuğa dayanıklıdır ama neme küfe ve buza dayanamaz. Bizim kovanda bu sorun olmaktan çıktı. Çünkü havalandırma sistemi çok iyi, temizleme imkanı çok pratik. Şu anda ayda 10 bin adet kovan üretim kapasitemiz var. İhracata da başlayacağız. Bu iş için 2 milyon TL’lik bir yatırım yaptık. TÜBİTAK’tan proje bedelinin önemli bir kısmını destek olarak aldık. Yapı Kredi Bankası da proje için bizi her açıdan destekledi. Bu kovanlar ülke ekonomisine de önemli katkı sağlayacak. Türkiye’de kovan başına 15-16 kilogram olan bal üretimi dünyada 50 kilograma kadar çıkıyor. Bizim kovanlar da bu yüksek üretim rakamını yakalıyor” diyor.

Arı kovanı işine bilimsel girdik

MUZAFFER Yıldırım, plastik ürünler alanındaki tecrübelerinin farklı ürün arayışları da getirdiğini belirterek ’Arıcılık Ekipmanları’ üretimine nasıl girdiklerini de şöyle özetliyor: “Ben arı konusunu bilmezdim. Tahta sandıklardan kovanları görünce ki durumları pek iyi değildi, bu işe plastikle girmeye karar verdim. Türkiye’de ve dünyada kullanılan tüm kovan tiplerini araştırdım. Dededen gelen şeylerin ne olduğunu, bilimsel açıdan nasıl olması gerektiğini öğrendim. Bir kovanın nasıl bir şey olması gerektiğini ortaya çıkardık ve hem TÜBİTAK ile bilimsel hem de bir patent kuruluşu ile patentli üretim planladık. Mevcut kovanlar tahta olduğu için dağda, bayırda, karda, yağmurda çok sayıda faktörden etkileniyor. Tahta kısa sürede çürüyor, çatlıyor, patlıyor ve kovan bozuluyor. Arıları tavanı, duvarı akan, hasta eden evden kurtardık. İlk kez Muğla’da arıcılık konferansında tanıttık. Yabancı hocalar çok ilgilendi. Bulgaristan’da bir fuara katıldık inovasyon ödülü verdiler.”

Kaynak: Haberler.Com

—————————————————–
AYANCIK İÇİN

ÖNEMLİ TELEFONLAR

Sinop Valiliği 0 368 261 1504

Ayancık Kaymakamlığı 0 368 613 1017-1643

Belediye Başkanlığı 0 368 613 1003-1073-2042

Cumhuriyet Başsavcılığı 0 368 613 1026-1968

Askerlik Şubesi Başkanlığı 0 368 613 1022

Jandarma Komutanlığı 0 368 613 1021-3556

Emniyet Amirliği 0 368 613 1006-1822

Milli Eğitim Müdürlüğü 0 368 613 1008-1405

Sağlık Grubu Başkanlığı 0 368 613 1687

Devlet Hastanesi Baştabipliği 0 368 613 1027

Merkez Sağlık Ocağı Tabipliği 0 368 613 13 44

Malmüdürlüğü 0 368 613 4065

Özel İdare Müdürlüğü 0 368 613 1009

Liman Başkanlığı 0 368 613 1005

Tapu Sicil Müdürlüğü 0 368 613 1570

Kadastro Müdürlüğü 0 368 613 1501
İlçe Tarım Müdürlüğü 0 368 613 1072-1028

Orman İşletme Müdürlüğü 0 368 613 1018-1084

PTT Merkez Müdürlüğü 0 368 613 1122

Tedaş İşletme Başmühendisliği 0 368 613 1560

Halk Kütüphanesi Memurluğu 0 368 613 1475

Karayolları Şantiye Şefliği 0 368 613 1253

Ayancık Öğretmenevi 0 368 613 2411

—————————————————-

AVCILIK’LA İLGİLİ HABERLER

AVCILIK BELGESİ ümit yolaçan

Levent Kalınkara 07 Ocak 2010 13:56
AVCILIK BELGESİ HARÇLAR Açıklandı 2010 Yılında Avcıların Ödemesi Gereken Harçlar Resmi Gazetede yayımlandıAvcılık belgesi harçları açıklandı 2010 yılında avcıların ödemesi gereken harçlar 31 Aralık 2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlandı. 27.449 sayılı Tebliğde Maliye Bakanlığı (60 seri nolu Harçlar Kanunu Genel Tebliği ile Avcılık belgesi 5228 Sayılı kanunun 59’uncu maddesi ile değişen bent 31 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girdi. a) Avcı derneklerine dahil olanlardan 92.25 TL b) Avcı derneklerine dahil olmayanlardan 104.05 TL Harç alınacak 5035 sayılı kanunun 39 uncu maddesi ile eklenen bent yürür: 1.1.2004 özel Kanuna göre verilecek yivsiz tüfek ruhsatnamesi için: 17.05 TL Harç ödenecek
________________________________________________

Avcılık, günümüzde daha çok bir tür spordur.Başlangıçta insanların karınlarını doyurmasına yönelik bir uğraştı. İlk insanlar ovalarda dolaşırken toplayabildikleri bitkiler ve kovalayıp yakalayabildikleri küçük hayvanlarla beslenmişlerdir.
_____________________________________________________

Gönderme tarihi: 31 Ocak 2010 Pazar 18:21:53
Kime: Yolaçan Tepecik Köyü (tepecik.koyu@hotmail.com)

Levent Kalınkara Av ve Doğa Tutkusu üyelerine bir mesaj gönderdi. ——————–Konu: Av İle İlgili Hadis-i Şerifler Av İle İlgili Hadis-i Şerifler

MECUSİNİN KÖPEĞİAv İle İlgili Hadis-i Şerifler MECUSİNİN KÖPEĞİ 6905 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Biz onların, yani mecusilerin köpek ve kuşlarının avladıklarını yemekten nehyolunduk.

OK-YAYLA AVLANAN HAYVANIN HÜKMÜ 6906 – Adiyy İbnu Hâtim radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resülü dedim, biz ok atan bir kavimiz; (bize ne tavsiye buyurursunuz?)” Şu cevabı verdi: “(Ava) ok atıp (onu) deldiğin zaman deldiğin (av)ı ye.” 6907 – Temîmu’d-Dârî radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ahir zamanda develerin hörgüçlerini, koyunların kuyruklarını (hayvan canlı iken) kesen bir kavim olacak. Bilesiniz! Canlıdan her ne kesilirse, o (meyte hükmündedir) murdardır (haramdır).”

BALIK VE ÇEKİRGE AVI 6908 – Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bize iki hayvanın ölüsünün yenmesi helâl kılındı: “Balık ve çekirge.” 6909 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm’ın zevceleri, çekirgeleri tabaklar üstünde birbirlerine hediye ederlerdi.”

ÖLDÜRÜLMESİ YASAK HAYVANLAR 6910 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam göçeğen kuşu (surad), kurbağa, karınca ve hüdhüd kuşunu öldürmeyi yasakladı.”

KELERİ ÖLDÜRMENİN HÜKMÜ 6911 – Fâkih İbnu’l Muğîre’nin azadlı cariyesi Saibe radıyallahu anha anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girmiştim. Odasında, yere konulmuş bir mızrak gördüm. “Ey mü’minlerin annesi! Bununla ne yapıyorsun?” diye sordum. Şu cevabı verdi: “Biz bununla, su kelerleri öldürüyoruz. Çünkü Resulullah aleyhissalâtu vesselâm bize bildirdi ki, Hz. İbrahim aleyhisselâm ateşe atıldığı zaman yerdeki bütün hayvanlar ateşin sönmesine katıldı, sadece keler katılmadı. Dahası o, ateşi (yanması için) üflüyordu. Bu sebeple Aleyhissalatu vesselâm bunun öldürülmesini emir buyurdu.”

KURT VE TİLKİ6912 – Huzeyme İbnu Cez’ radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulu dedim, ben, kara hayvanlarının hükmünü sormak üzere size geldim. Tilki hakkında ne buyurursunuz?” Aleyhissalâtu vesselâm: “Tilkiyi kim yiyor?” buyurdu. Ben bu sefer: “Kurt hakkında ne buyurursunuz?” dedim. “Kendisinde hayır bulunan bir kimse kurdu yer mi?” buyurdular.”

KERTENKELE 6913 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm kertenkeleyi haram kılmadı. Lakin ondan tiksindi. O, bütün çobanların yiyeceğidir. Allah Teâla hazretleri ondan birçok kimseleri faydalandırır, yanımda olsaydı ben de yerdim.”

SU YÜZÜNDE DURAN ÖLÜ BALIĞIN HÜKMÜ 6914 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Denizin sahile attığı ve geri çekilmekle sahilde bıraktığı avı yiyiniz. Denizde ölüp de su yüzüne çıkan avı yemeyiniz.”

KARGANIN HÜKMÜ 6915 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma der ki: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın “fâsık” dediği kargayı kim yer? Vallahi o temiz hayvanlardan değildir.” 6916 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Yılan fasıktır, akreb fasıktır, fare fasıktır, karga fasıktır.” Kâsım İbnu Muhammed İbni Ebi Bekr radıyallahu anh’a: “Karga yenilir mi ?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ona “fasık” demesinden sonra onu kim yer?”
________________________________________________

Sezonunun tüm avcı camiasına hayırlara vesile olmasını dilerim.

Bulunduğum bölge itibarı ile her av sezonunun açılışında buruk bir sevinç tüm benliğimi sarar. Tutkulu bir avcı olarak bu mutluluğu tam anlamıyla yaşayamam. Yine av bitimlerinde de erken kapanan sezon nedeni ile hayıflanır üzülürüm. Bu yaman çelişkiyi yıllardır yaşan şahsımla birlikte, Sizlerinde aynı düşünceleri paylaştığını biliyorum. Konu av sezonu açılış ve kapanış tarihlerindeki yanlışlıktan kaynaklanıyor. Yıllardır avcılığı kısıtlamanın doğaya katkı sağladığını düşünen yetersiz fikirlerin bilimsellikten uzak yaklaşımları, malesef bu konuda da yanlış bir uygulamalar içerisinde olabiliyorlar. Çok önemli saydığım bu konuyu müsaadelerinizle biraz açmak isterim;

Her şeyden önce şunu somut olarak vurgulamak durumundayım; ‘Avın sahibi gerçek avcılar, tüm kişi ve kurumlardan çok daha fazla doğayı, çevreyi ve içinde bulunan yaban yaşamını seven ve korumaya çalışanlardır.’ Bunu defalarca yaşayan ve bilen bir avcı olarak yüzlerce avcı ile sohbetlerimde gündeme gelen sezon tarihleri ile ilgili tespitlerimi ve endişelerimi arz etmeye çalışacağım;

1. Av sezonu açılış tarihleri Yanlıştır:

Bu yanlışlık maalesef yıllardır da süregelmektedir.Çünkü;

Bilindiği gibi av sezonu açılışı ile avlanan ilk av hayvanları üveyik ve bıldırcındır. Özellikle bıldırcın avı henüz havaların çok sıcak ve kurak olması sonucu av köpeklerinin avda yeterince kullanılamaması nedeniyle tercih edilmemektedir. Şüphesiz ki av açılışı ile birlikte üveyik avının bol atış imkanı sunması ve zaman zaman vurmada çekilen güçlükler üveyik avını daha da cazip kılmaktadır. Bıldırcın avları ise erken dönemlerde sabah ve akşam üzeri vakitlerde çok sınırlı zamanlarda yapılabilmekte ve köpekler içinde çeşitli riskler oluşturabilmektedir. Bununla birlikte, her iki av türü de av başlangıcında ava olan özlem, dostlarla birlikte hoşça vakit geçirilmesine vesile olması, bol atış imkanı sunması, köpekler için uygun saatlerde antreman vermesi ve av etlerinin lezzetleri ile vazgeçilmez olmaktadır. Ancak her iki av hayvanının da av açılış tarihleri yanlıştır.

– Üveyikler henüz yavru iken, bazen anaçlar yuvada iken avı açılmaktadır. Bu anlamda avın erken açılması bilinçsiz avcılığı teşvik etmektedir. Av sezonu açılışı ile yanıp tutuşan avcıyı yanlışa sevk etmektedir. Zira bu konumdaki üveyi avlamak doğru değildir.

– Yavru olan ama uçabilen üveyikler henüz gelişimlerini tamamlayamamaktadırlar. Küçük, cılız, yağsız ve son derece lezzetsizdirler. Gelişmiş bireyler ile yavruları ayırt etmek ise bu dönemde maalesef çok zordur. Avın açılışı ile birlikte henüz doğal yaşamın zorluklarına alışamamış yavru üveyikler özellikle daha kolay av olmaktadır. Zavallı konumundaki bu üveyi bu erken tarihlerde avlamak ise etik değildir.

Tablo-1: Avlanma bölgelerine ve av hayvanı gruplarına göre avlanma süreleri, avlanmanın başlangıç ve bitiş tarihleri

KUŞLAR İÇİN AVLANMA SÜRELERİ

AVLANMA BÖLGESİ
I. grup kuşlar

Bıldırcın ve üveyik avı

II. grup kuşlar

Kum kekliği,

kınalı keklik ve kaya kekliği avı

Başlangıcı
Bitişi
Başlangıcı
Bitişi

Ege
15.08.2009
24.01.2010
03.10.2009
24.01.2010

Akdeniz
15.08.2009
24.01.2010
10.10.2009
10.01.2010

Marmara
15.08.2009
24.01.2010
10.10.2009
24.01.2010

İç Anadolu
15.08.2009
10.01.2010
10.10.2009
10.01.2010

Doğu Anadolu
15.08.2009
24.01.2010
10.10.2009
24.01.2010

D.Karadeniz
15.08.2009
24.01.2010
10.10.2009
24.01.2010

B. Karadeniz
15.08.2009
10.01.2010
10.10.2009
24.01.2010

G. D. Anadolu
15.08.2009
24.01.2010
10.10.2009
24.01.2010

MEMELİLER İÇİN AVLANMA SÜRELERİ

AVLANMA BÖLGESİ
I. grup memeliler

Yaban tavşanı, adatavşanı, tilki, kaya sansarı, ağaç sansarı avı

Başlangıcı
Bitişi

Ege
03.10.2009
24.01.2010

Akdeniz
10.10.2009
10.01. 2010

Marmara
10.10.2009
24.01. 2010

İç Anadolu
10.10.2009
10.01. 2010

D.Anadolu
10.10.2009
24.01. 2010

D.Karadeniz
10.10.2009
24.01.2010

B. Karadeniz
10.10.2009
24.01.2010

G. D. Anadolu
10.10.2009
24.01.2010
Yukarıdaki 2009/2010 MAK kararlarına ait tabloda tüm bölgelerde av başlangıç tarihleri üveyik ve bıldırcın için aynı olarak belirlenmiştir. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye’de iklimler kuzey güney farkı, doğu batı farkı dikkate alındığında farklı zamanlarda yaşanmaktadır. Buda yaban yaşamında ki av hayvanlarının farklı zamanlarda çiftleşmesi, üremesi ve beslenmesi yada gelişmesi anlamındadır. Yani, Akdeniz’de yeterince gelişen üveyik, Marmara’da ancak 10-15 gün sonra aynı seviyeye gelebilmektedir.

Bu tespiti yaparak tekrar avın erken açılmasındaki yanlışlığın gerekçelerini bıldırcın avı için sıralamaya devam edelim;

– Bıldırcın avı başlangıcı için ağustos ayının ilk yarısı henüz erken bir dönemdir. Yöresel olarak değişmekle birlikte, havaların sıcak ve kurak olduğu bu dönemde bıldırcın avı çokta tercih edilmeyebilmektedir.

– Av köpeklerinin tozlu ve kurak avlaklarda avlandırılması burun mukozalarına zarar verebilmekte ve bazı riskleri beraberinde getirebilmektedir.

– Bıldırcın avı için erken dönemde ancak yerli bıldırcınlar avlanmaktadır. Farklı bir çok sebeplerle son derece nesli azalan bu kuşlar için avın erken başlaması son derece yanlıştır. Bıldırcın avının bu anlamda erken açılması, var olan yerli bıldırcınlarımızın yok olmasını sağlayan bir başka sebeptir.

– Dış ülkelerden ülkemize farklı güzergahları takip ederek gelen göç bıldırcını ise, ancak eylül ayında ilk geçitlere başlamaktadır. Bu döneme kadar açık olan bıldırcın avı ile Türkiye’de bulunan bıldırcınlarımızın önemli bir bölümü avlanabilmektedir. Erken dönemde başlayan avcılıkla yerli bıldırcın popülasyonu olumsuz etkilenmektedir. Kaldı ki bu bıldırcınlar son derece küçük, zayıf ve yağsızdır. Bu anlamda da vurulması tercih edilmeyebilmektedir.

– Bıldırcın avında yasak yöntemlerin kullanılması o bölgede bulunan tüm yerli bıldırcınları toplayarak katledilmesini sağlayabilir. Bu doğrultuda dış göç geçidinden önce bıldırcın avının başlaması yerli bıldırcının yok olmasına katkı sağlayabilir.

Sonuç olarak; Üveyik ve bıldırcın avları Ağustos ayı sonu veya Eylül ayı başı gibi zamanlarda açılmalıdır. Buradaki 10 günlük bir zaman zarfı dahi kuşun gelişimini tamamlayabilmesi için çok önemlidir ve yeterli bir zaman olabilir. Gelecek av dönemlerinde bu hususlara dikkat etmek avcı vicdanını rahatlatarak üveyik ve bıldırcın popülasyonunun gelişimine de önemli katkılar sağlayabilecektir

2.Av Sezonu kapanış tarihleri bazı türler için yanlıştır:

Bölgeler arası iklim farklılıkları av hayvanların çiftleşmesinde ve gelişmesinde biyolojik farklılıkların ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu bazen aynı bölgedeki ova ile dağ arasındaki yükselti farkından dahi kaynaklanabilmektedir. Bu anlamda av sezonu bitiş tarihleri bu hassasiyetler dikkate alınarak tekrar yorumlanmalıdır.

– Aşağıdaki tablodaki III. Gurup kuşların bazıları özellikle şubat sunu ve mart aylarında göçmen olarak ülkemize/bölgemize gelmektedir. Yani bu av hayvanlarını bir başka dönemde göremiyor yada avlayamamaktayız. Bu dönemlerde avın kapalı olması, Kılkuyruk Ördeğin yada Mart Ördeğinin avına gidememeniz anlamına gelir. Vergi ve avlanma pulunu ödeyen, yasal yükümlülüklerini yerine getiren bir avcı için bu av kuşlarını avlamak bir hak olarak değerlendirilmelidir.

– Av sezonunun bazı türler için erken kapanması, hava koşulları ve mevcut göçün durumu değerlendirildiğinde av camiasında kabul görmeyebilmektedir. Bu durum avcıları yasak zamanlarda avlanmaya iten sebeplerden olabilmektedir.

Tablo-1 (devamı): Avlanma bölgelerine ve av hayvanı gruplarına göre avlanma süreleri, avlanmanın başlangıç ve bitiş tarihleri

KUŞLAR İÇİN AVLANMA SÜRELERİ

AVLANMA BÖLGESİ
III. grup kuşlar

Kaya güvercini, tahtalı, sakarmeke, sakarca kazı, yaban ördekleri (yeşilbaş, bozördek, fiyu, kirik- çamurcun, macar ördeği, tepeli patka, kılkuyruk ördek, karabaş patka, elmabaş patka, kara ördek, çıkrıkçın, altıngöz), karatavuk, çulluk ve su çulluğu (bekasin) avı
IV. grup kuşlar

Alakarga, küçük karga, ekinkargası, kara leşkargası, leşkargası, saksağan

Başlangıcı
Bitişi
Başlangıcı
Bitişi

Ege
03.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

Akdeniz
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

Marmara
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

İç Anadolu
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

D. Anadolu
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

D.Karadeniz
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

B.Karadeniz
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

G.D. Anadolu
10.10.2009
21.02.2010
15.08.2009
21.02.2010

MEMELİLER İÇİN AVLANMA SÜRELERİ

AVLANMA BÖLGESİ
II. grup Memeliler

Yaban domuzu ve çakal avı

Başlangıcı
Bitişi

Ege
15.08.2009-başlangıç
21.02.2010 – bitiş

Akdeniz
15.08.2009
21.02.2010

Marmara
15.08.2009 – başlangıç
21.02.2010 – bitiş

İç Anadolu
15.08.2009
21.02.2010

D.Anadolu
15.08.2009
21.02.2010

D.Karadeniz
15.08.2009
21.02.2010

B. Karadeniz
15.08.2009 -başlangıç
21.02.2010 – bitiş

G.D. Anadolu
15.08.2009
21.02.2010

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım tespitler av ve doğa bilgisine neredeyse bir bilim adamı düzeyinde sahip bir çok avcının görüşleri ile örtüşmektedir. Bu anlamda birçok yanlış, önyargılı tutum ve düşüncenin tersine Avcı, avı korumaya çalışandır. Sezon kapanışı ile açılışı arasındaki özlem sürecine rağmen Avcı, bazı türler için avın erken açıldığını ve bunu çok önemsediğini, bu anlamda av sezonu günlerinden taviz vermeye hazır olduğunu beyan ederek popülasyonun artmasını istemektedir. Gelişimini tamamlayamayan kuşları vurmak istemeyerek devletin buna önayak olmasını yanlış bulmaktadır. Bununla birlikte bazı göçmen su kuşlarının Ülkemize geldiği dönemlerde de avının serbest olmasını istemektedir.

Nice sağlıklı, kazasız, bol avlı, mutlu av sezonu dileklerimle saygılar sunarım
_____________________________________________________

AVCILIK

Ördek Avı

Ördek avını meskûn mahallerden uzak her türlü göl, gölet, deniz, su kanalları, su birikintileri, sazlık alanlarda yapmak mümkündür. Ağır kış şartlarında ördek meskûn mahallere daha çok yaklaşabilir. Önemli olan önce ördek avını nerede rahatça yapabileceğinizi tespit etmektir. Özellikle, sabah ve akşam avları için ördeklerin göl-kara-göl güzergâhında yakın geçtikleri noktaları bulmak ve oralarda beklemek, gündüzleri ise, sazlıklar arasında bot veya kasık çizmesi ile dolaşarak parlama avı yani ördeğe sessizce yaklaşıp daha sonra havalandığında ateş etmek, veya mühre denilen plastik ördeklerden gölün içinde açık alanlara belli bir düzen dahilinde dizerek yukarıdan geçen ördeklerin ilgisini çekmek suretiyle yapılır.

Mühre avında gizlenmek için etraftaki sazlıklar veya kamuflaj ağlar kullanılır. Ayrıca ördek düdüğü kullanmak daha fazla çekicilik sağlar.

Ördek avı için tavsiye edilecek tüfek çeşitleri yarı otomatik veya süperpoze olup 71 veya 76 cm. namlulu olması gerekir. Ancak parlama avı için daha kısa namlulu açık şoklu tüfek kullanılabilir. 12 kalibre yarı otomatik tüfek kullanacaksanız ful şok takmanız gerekir. Süperpozeyi tercih etseniz de yine şoklar full-full / full-mod. olmalıdır.
12 kalibre için de tavsiye edilen fişek ise, parlama avında 32-36 gr. 5-7 no. fişek mühre avında 32-36 gr. 6-7 no. fişek, geçit avlarında 3-5 no. fişektir. Fişeğin gramajını artırmak saçma adedini artırarak bir avantaj olarak görünüyorsa da fişeği hantallaştırmaktadır. Yani fişeğin sürati azalmaktadır. Bence düşük saçma gramajlı ancak barut hakkı fazla olan fişek yüksek geçen ördekte daha iyi netice verir. Hatta Kettner firmasının özel ördek fişekleri 24 gr.dır. Ördeğin, bıldırcın ve çulluk gibi kuşlara nazaran çok hızlı bir hayvan olduğu, vücudunun yağ ve kalın tüy tabakasıyla kaplı olması ördeğe diğer kuşlara nazaran daha dayanıklılık sağlamaktadır. Düşük süratli saçma ördeğe tam olarak işlememektedir.

Ördek avı, kış aylarında olması nedeniyle kalın ve özel giyim gerektirir. Öncelikle içimize yün fanila ve uzun kilot giymelisiniz. Havanın durumuna göre muhtelif kazak ve gömleklerin üstüne av yeleğinizi ve en üste tercihan kamuflaj veya saz rengi parka, altınıza normal pantalon veya su geçirmez özel pantalon giymelisiniz. Çizmeniz yüksek konçlu ve kaliteli kauçuktan olmalı, eğer yürüyüş avı değil de bekleme avı yapıyorsanız veya sandal içindeyseniz, çizmeleriniz en aşağı bir hatta iki numara büyük olmalı ki fazlaca yün çorap giyilebilsin ve arada hava boşluğu kalsın. Ancak günümüzde ayağı sıcak tutmak için bir çok değişik, özel malzemelerden imal edilmiş çoraplar, içlikler ve -40?C’ye kadar dayanıklı botlar mevcuttur. Tabii tüm bu tür malzemeler size ekstra maddi külfet getirecektir.

Ördek avı ve kaz avı en çok teçhizat gerektiren avlardır. Tüm giyiminize ilave olarak av çantanızda mutlaka yedek çorap, pantolan ve eldiven bulundurunuz. Herhangi bir suya düşme veya ıslanma hallerinde hayatımız bu yedek malzemeye bağlıdır. Hiç kimse arkadaşının yedek malzemesine bel bağlamamalıdır. Av bıçağınızın dışında el feneri, düdük, pusula, 5-6 metre sağlam bir ip, küçük bir şişe içinde ispirto, kuş askısı, ördek düdüğü, çakmak ve kış avlarında her zaman küçük bir baltayı av çantanızda bulundurmanızda fayda vardır. Burada önemli olan nokta beklenmedik bir soğuk hava veya ıslanma durumunda ateş yakmayı sağlamaktır. Ördek avlarında yine yanımızda birden fazla yün bere ve şapka bulundurunuz. Hatta çok soğuk havalar için sadece gözleri açıkta bırakan yün berelerden taşıyınız. Çok kalın deri eldivenler yerine 2-3 adet ince yün eldiven taşırsanız, daha rahat atış yapar ıslandıkça kuru eldiven kullanırsınız.
Ördek, sürati 100 km’yi geçebilen bir kuştur.

Parlama ve mühre avlarında ördeğin tam üstüne atış yapmanız yeterlidir. Geçit yapan bir ördeğe atış yapacaksanız, size olan uzaklığı gözönüne alarak makul bir önleme vermeniz şarttır. Diğer bir nokta da atış sırasında heyecan yapmadan ördeğin iyice yaklaşmasını beklemek ki bu da ördeğin cinsini seçecek veya renklerini görecek kadar yaklaşmasıdır. Siyah olarak gördüğünüz her kuş en aşağı sizden 60-70 metre uzaktadır. Ördek size yaklaşana kadar kesinlikle hareket etmeyin ve gözlerinizi ördeğe dikerek seyretmeyin. Çünkü gözleriniz ördek tarafından yansıtıcı ayna gibi görülecektir.
Hiçbir zaman buz tutmuş göl üzerinde yürümeye kalkışmayın. Çok soğuk kış şartlarında ördek kendini buz tutmamış neresini bulursa, oraya atar. Bu durumlarda ördeğin gidebileceği çok fazla adres olmadığı için bulması ve vurması kolaydır.

Keklik Avı

Ülkemizde yaygın olarak bulunan kınalı keklik avı, yerden havalanan av kuşları içinde avı hemen hemen en zevkli olanıdır. Kalkışı sırasında kısa kanatlarını çok sert vurarak havalanması, çok uzaklardan kalkışı ve süzülerek uçması gece avcıların rüyalarını süsler. Hatta kalkış sesini hatırlayarak uykudan sıçrayarak uyanan avcı sayısı pek çoktur.
Keklik yerli av kuşudur. Kayalık ve sarp arazileri kendisine mekân tutar. Mevsimlere göre arazinin değişik yönlerinde bulunabilir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da kışın sert geçtiği yerlerde 80-100 km. mesafeli göçler yapabilir. Dolayısıyla ile keklik avcılığında birinci prensip, öncelikle o yörede hayvanın bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Var ise, şimdi dikkat etmemiz gereken iki önemli faktör vardır.

1- Mevsim
2- Yayılacağı arazinin bitki örtüsü ve su imkânıdır.

Mevsim faktörünü gözönüne alırsak hayvan, soğuk günlerde arazinin Güney kısımlarında, sıcak günlerde su başlarında ve yüksek kayalık alanlarda bulunur. Bu mantık çerçevesinde ekim ayında arazinin her yönünde anızlarda yayılan keklik, aralık ayında arazinin güneyinde ve tohumun yeni atıldığı (herg) tarlalarda bulunabilir. Dolayısıyla avcılar arasında yaygın bir deyiş olan “Hayvan gibi düşünemeyen hayvan avlayamaz.” sözünü hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Hayvan hava şartları sıcaksa serine, aşırı soğuksa sıcak bölgelere sığınmaktadır. Sonbaharda su ihtiyacı kış aylarına göre daha çok olacağı için su başlarını tercih etmesi iç güdülerinin tabii sonucudur. Keklik günde en az iki kere yaylıma çıkar. İlki günün ilk ışıklarıyla başlar, diğeri gün batımı öncesidir. Bunlardan çıkaracağımız sonuç günün hangi saatinde hayvanın nerede olabileceğini bilmektir.
Yurdumuzda keklik avı köpekli veya köpeksiz yapılabilir.
Keklik geceyi hemen hemen arazinin en yüksek noktasında geçirir. Havanın soğuk ve rüzgârlı veya yağışlı olması halinde dere yataklarını veya yoğun kayalıkları tercih eder. Dolayısıyla av sırasında tabiat şartları titizlikle gözlenmeli ve yukarıaki bilgiler çerçevesinde avlanılmalıdır.
15 veya 20 adet civarındaki sayılar içinde sürüler halinde yaşayan keklik alaylarına “Bozulmamış alay” tabir edilir. Av sahasına giren avcının ilk işi kalkan keklik alayının sayısını öğrenmek olmalıdır. Vuruş yapsa da avını yerden almadan önce kekliklerin gittiği istikameti ve sayılarını belleğine kazımalıdır. Avına, keklik sürüsünün gidiş istikametinde devam eden avcı, ilk seferde 15 keklik kalktığını ve bunlardan birini avladığı bildiği için önün de minimum 14 keklik olduğunu da bu suretle bilecektir.
Örneğin; 10-15 dakikalık bir kovalamacadan sonra atış menzilinin dışından 9 keklik kalksa yine o civarda 5 adet “pıskın” keklik olduğunu ancak bu suretle hesaplayabilecek ve bu yöntem sayesinde her an bir keklik kalkacağını hesap ederek atışa hazırlıklı olabilecektir.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da vurduğu kekliğin düştüğü yeri belleğine o anda kazımasıdır. Her hangi bir yanlışlığa mahal vermemek için atış yaptığı noktadan hareket etmeden önce o noktaya şapkasını bırakması avcı için bir avantajdır. Vurduğu kekliği bulamadığı takdirde ilk atış noktasına dönmek suretiyle atış anını tekrar doğru olarak hatırlama imkânına kavuşmuş olur. Kekliğin tahminen düştüğü noktadaki tüy kalıntıları bizim için önemli bir izdir. Yaralı keklik büyük bir çoğunlukla arazinin yapısına göre aşağılara doğru kayar ve önüne ilk çıkan sık bir çalılığa veya kaya dibine girer.
Kınalı keklik, avcının önündan ilk kalktığı zaman çoğunlukla arazinin inişine doğru uçsa da bir süre sonra yine yürüyerek tekrar bulunduğu arazinin tepe noktalarına çıkacaktır. Bu onun tabii davranışıdır. Buna “keklik tarıyor” şeklinde tabir edilir.
15-20 adetlik bir keklik alayı avlanmak suretiyle dağıtılsa bile aradan geçen yarım saatlik bir sessizlik sonunda dağılan hayvanların öterek birbirini çağırmak suretiyle tekrar bir araya geldiği görülür. Dolayısıyla keklikleri kaybeden bir avcı bir müddet sessizliğini korursa toplanmak için öten kekliklerin seslerinden onların nerede olduğunu yeniden kolayca bulabilir.

TÜFEK SEÇİMİ
Keklik avı için önerilen ideal tüfek 12 kalibredir. Bu çifte, süperpoze veya yarım otomatik bir silah olabilir. Tercih edilen namlu uzunluğu 68-71 cm.’dir. Çok şoklu bir silah kullanıldığı zaman avın açıldığı ilk ayda (Ekim) 1/2 şoku tercih etmemiz gerekirken Aralık ayında tam şoklu bir silah, keklik avının amacına daha uygundur. Bundan amaç avın açıldığı ilk zamanlarda hayvanın yakından kalkacağı, daha sonraları ise yılgın ve güçlü olacağı varsayımından yola çıkarak yapılan bir tercihtir. Bu tercih avcının zaman içinde edindiği tecrübeler doğrultusunda değişkenlik gösterebilir. Bu konuda tek bir doğru yoktur.
FİŞEK
Keklik için tercih edilen fişek numarası 7’dir. Yakın mesafelerdeki atışlarda 10 numara saçma aynı işlevi görecektir. Saçma numarası küçüldükçe dezavantajın yaşanacağı bilinmelidir. 32-36 gr. dolular bu av için yeterlidir.
KIYAFET
Kınalı keklik avında iyi bir yürüyüş botu işin en önemli parçasıdır. Bu avda avcı yürüyebildiği kadar şanslıdır. Bu ava denenmemiş bir ayakkabı ile asla başlanmamalıdır. Fişekliğin tercihen belde taşınması önerilir. Vücudun üst kısmını kapsayan bölgelerde silah kullanma sırasında takılmalara sebebiyet verecek giysilerden kaçınılması gerekmektedir. Yürüyüş temposunun hızlı olacağı gerçeğinden yola çıkarak terlemelere karşı pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Soğuk havalarda vücudun üst kısmı için yünlüler uygundur. İnce bir yağmurluğun bel çantasında taşınmasında fayda vardır. Kullanılan şapkanın kulaklıkları av boyunca kapatılmamalıdır.

Bıldırcın Avı

Bıldırcın avı avcılığın alfabesindeki “A” harfidir. Sezon bıldırcın avıyla açılır. Acemilerin genelde ilk gittikleri av bıldırcın avıdır.

Diğer avlara nazaran en kolay avdır. Fazlaca kuş bulma ve avlama olasılığı yüksek olduğu için de zevklidir. Ayrıca çok az ve basit giyim ve teçhizat gereklidir. Av merası; anız tabir edilen tarlalar, kısa otluk, gündöndü veya diğer sebze türü bitkilerin mevcut olduğu tarla ve bahçeler olduğu için de yürüyüş zor değildir. Bıldırcın da genelde düz uçuşlu bir kuş olduğu için usta avcılar nadiren karavana atarlar.

Ancak, bütün bunlara rağmen bıldırcın avının da kendine göre bazı incelikleri vardır.

TÜFEK: Bıldırcın avının tüfeği 20 kalibredir ve özellikle yeni başlayanlara, önce 20 kalibre ile başlamalarını tavsiye edilir. 20 kalibre tüfek hafiftir, taşıma kolaylığı sağlar, tepmesi azdır, saçma adedi de az olduğu için daha dikkatli nişan almanızı gerektirir. Böylece atıcılığınız daha keskinleşir. Diğer çulluk, keklik ve ördek gibi iyi atıcılık gereken avlar için avantaj sağlanmış olursunuz. Ayrıca bıldırcın gibi zayıf bir av hayvanına bir şans vererek centilmenlik de yapmış olursunuz. Bıldırcın avında kullanmanızın önerildiği 20 kalibre tüfeğinizin namlu boyu 60-65 cm. şoklarda 4/4 (silindir/silindir) veya 4/3 (silindir/modified) olursa daha iyi netice alırsınız. Şoklu tüfeklerle yakın mesafeden yapacağınız atışlarda hem vuruş şansınız azalır hem de vurduğunuz takdirde hayvanı yenilemeyecek kadar kötü bozarsınız. Birçok av köpeği de bu halde bozulmuş bıldırcını yemektedir.

FİŞEK: Kullanacağınız fişek standart 25 gr. 9-10-11 numara olmalıdır. İri saçma yine hayvanı bozacağı için ve uzak mesafeli atışlarda bıldırcının saçma patterninin arasında kalıp vurulmama ihtimali olacağı için tavsiye edilmez. 12 numara gibi çok ince saçma da uzak mesafeli atışlarda netice vermez. Namlu boyu, şok ve fişek konusundaki tavsiyelerimiz 12 kalibre tüfekler için de geçerlidir.

KIYAFET: Bıldırcın yurdumuzda ağustos ayı ortası ile ekim ayı ortası arasında yapıldığı için giyim pek problem teşkil etmez. Bir gömlek, yelek ve fazla kalın olmayan ama sağlam bir pantolon ile tercihen yüksek konçlu rahat bir spor ayakkabı bu iş için yeterlidir. Giyim konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar; kamuflaj tipi elbise kesinlikle kullanmamak, özellikle gündöndü içine kamuflaj elbiseyle girilirse, en usta avcı dahi size doğru uçmakta olan bir bıldırcınla karışık sizi de vuracaktır. En sık av kazaları, özellikle meralarda kalabalık olması nedeniyle bıldırcın avlarında meydana gelmektedir. Giysilerinizde tercihan oranj veya kırmızı renkler olmasına veya en kötü ihtimalle şapkanızın canlı renkli olmasına dikkat edin. Ayakkabı olarak; hava alan cinsten spor ayakkabılar tercih edin, kışlık bot veya çizmenin ayağınızı terleteceği ve şişmesine neden olacağı dolayısıyla ayağınızı vuracağı kesindir. Sonuçta avınız daha kısa sürecektir. Av yeleğinizde yeterli miktarda iç, dış ve arka cep bulunmalıdır. Özellikle ön iki cep büyükçe ve körüklü olmalıdır. Av yeleği ile fotoğrafçıların 15-20 cepli yeleklerini karıştırmayın, yoksa acilen ihtiyacınız olan bir gereci, hangi cepte olduğunu bulamamanızdan dolayı avı kaçırabilir veya ciddi bir tehlike de yaşayabilirsiniz. Hatta aynı gereci aynı cebe koyma alışkanlığını edinin. Para, kredi kartı, ehliyet ve av tezkeresi gibi kıymetli eşyaları fermuarlı iç ceplerde taşıyın.

Bıldırcın avın pek fazla aksesuarı gerektirmez. Bununla beraber her avda olduğu gibi mutlaka bir çakı veya küçük bir av bıçağı, kuş askılığı, düdük, sivrisinekleri uzaklaştırıcı ilaç, matara, çakmak, güneş gözlüğü yeterlidir. Kesici kısmı 9-11 cm. arasında katlanabilir ama mutlaka kilitli çakı veya kılıflı bıçaklar taşınmak için idealdir. Güneş gözlüğü kullanmaya ihtiyacınız olmadığını düşünüyorsanız da sağlam bir gözlük, sizi belki gözünüze gelebilecek bir saçmadan korur.

Sürekli, avından iyi netice aldığınız meralara gitmeyi âdet haline getirmeye çalışın, zaman zaman yeni mera keşfetmek de akıllıca bir iştir. Ancak tanıdığınız merada kuşları devamlı belirli noktalarda bulacağınızı farkedeceksiniz ve bu da her zaman sizin yeni avcılara göre avantajınız olacaktır. Ayrıca gerektiği zaman kendinize ve köpeğinize nerede su bulabileceğinizi de bilirsiniz. Anız kenarları, çok rüzgârlı havalarda rüzgâr olmayan tepe arkaları, sıcak saatlerde yoncalık veya pancar gibi dibi daima ıslak olan yeşil yapraklı bitkilerin olduğu yerler bıldırcını daha çok bulabileceğiniz yerlerdir. Akşam üzeri hava serinlemeye başladığı zaman ise bıldırcın böyle yeşillik yerlerden kuru anızlara doğru geçmeye başlar. Eğer bu iki tür tarla arasındaki çizide dolaşırsanız av şansınızı artırmış olursunuz.

Merada diğer av arkadaşlarınızla düz bir hat teşkil edecek şekilde ve birbirinizden yaklaşık 8-10 metre mesafeyle orta hızda yürüyünüz. Bu mesafe meraya göre, anızın sıklığına göre değişebilir. Hızlı yürüyerek çok yer dolaşmak teorisi yanlıştır, çünkü hayvan yanından ritmik tarzda ve hızlı yürüyen avcının kendisini görmediğini sanmakta ve kalkmamaktadır. Bu nedenle zaman zaman durmakta, ritmik yürüyüşü bozacak hareketler yapmakta fayda vardır. Avcıların çoğu bu teoriyi bilmediklerinden “Tam sigara yakıyordum ki kuş kalktı” veya buna benzer işler yaparken kuş kalktığını söylerler.

Arkadaşlarınıza doğru yönelen bir kuşa ne kadar usta atıcı olsanız da ateş etmeyiniz. Uzak mesafelerde etek saçmaları tahmin edemeyeceğiniz kadar sapma yapmaktadır.

Av yapılan meralar sahipli yerlerdir. Buraların içinden geçerken, özellikle halihazırda bitki mevcut olan tarlalarda bitkilere ve sebzelere hasar vermeyiniz. İzinsiz meyve ve sebze toplamayınız.

Çulluk Avı

Havaların soğumaya başlamasıyla çulluk, Kuzey Avrupa ülkelerinden, Rusya’dan ve Balkanlar’dan yurdumuza doğru göçe başlar. Çulluğun ilk görüldüğü günler ekim ortalarına rastlar, ama asıl kuş, ekim sonu ile kasım ayı içinde önce Trakya ve Karadeniz’in kıyılarına yakın yerlerde kendini gösterir.
Çulluk daha sonraları Güney bölgelere doğru inmeye başlar. Eğer çulluğun ilk geldiği dönemler kuzey sahilleri yağışlı ve sert olmazsa kuşlar uzun zaman bölgede kalabilir. Aksi takdirde çok çabuk Güneye göç ederler. Bunun da nedeni çulluğun solucan ve böcekleri nemli toprakta aramasıdır. İç Anadolu’da çulluk pek fazla rağbet edilen ve bilinen bir av olmamakla beraber, kışın çok soğuklarda nehirlerin dar vadilerden geçtiği alanlarda nehir kenarlarında bol miktarda çulluğa rastlamak mümkündür. Hatta köpek dahi kullanmadan zevkli bir çulluk avı yapabilirsiniz.

TÜFEK
Çulluk avında tavsiye edilecek tüfek, 12 kalibre olarak 60-65 cm. namlulu 4/4 (silindir/silindir) veya 4/3 (silindir/modified) şokludur.

FİŞEK
Fişek olarak her iki kalibre için de 8-9 numara, saçma ağırlığı olarak 20 kalibre için 25-28 gr. arası, 12 kalibre için 32-36 gr. arası tercih edilmelidir. Namludan çıkar çıkmaz dağılan fişekler tercih edilir. Ancak ikinci namluya daha uzun menzilli bir fişek koymakta fayda vardır.
KIYAFET
Çulluk avı genellikle sık meşelik ve ormanda yapıldığı için giyiminizde oranj veya dikkat çekici renkli elbiseler olmasına özen gösteriniz. Çulluk avında çulluktan gizlenmeniz gerekmediği için kesinlikle kamufle kıyafet kullanmayınız. Kendi ve arkadaşlarınızın emniyeti için sadece kuşu değil kuşun arkasını da görmeye çalışın. Çulluk avı sabah ve akşam bekleri haricinde yürüyüş avı olduğu için sıkı giyinmeye gerek yoktur. Ancak ayağınızda tercihen kaliteli bir lastik çizme, üstünüzde sırt cebi olan bir avcı yeleği, çünkü ormanda çullukları kuş askılığında taşıyamazsınız ve yanınızda her zaman taşınabilir bir yağmurluk

KÖPEK
Çulluk avını köpeksiz yapmak çok zordur. Eğer çulluk avına merak saracaksanız mutlaka çok iyi cins bir av köpeği sahibi olmanız gerekir. Öncelikle tavsiye edilebilecek ırklar Kurzhaar ve İngiliz Setteri’dir. Drahthaar çok sert olması ve pointer ise kışın çabuk üşümesi ayrıca sık çalı ve dikene girmeye diğerleri kadar gönüllü olmaması nedeniyle bu avlara diğerleri kadar uygun değildirler.

Kaz Avı

Kaz avı için iki ana yöntem vardır.

1- Güme avı
2- Çevirerek yaklaşma avı

GÜME AVI
Güme avının inceliği, gümeyi kazların geçiş yoluna en yakın yere yapmaktır. Bu da kazları günlerce önceden gözlemlemekle olur. Bu iş için ya en azından bir gün önce av merasına gidip tespit yapmak ve gümeyi kazarak hazırlamak, ya da bu işin ehli bir köylü veya o civarın avcısı ile işi koordine edip, av sabahı doğrudan hazır gümeye gitmektir. Kaz avında güme, kazın yaylım yaptığı tarlalarda çukur kazmak suretiyle olur. Göğüs hizasında kazılan çukur, daha sonra çevreye uyum sağlayan ot, saman, kamuflaj ağlar vasıtası ile örtülür. Kar, söz konusu olduğunda kamuflaj için yatak çarşafımızı da kullanmamız gerekebilir. Dikkat etmeniz gereken önemli noktalardan birkaçı ise; çukurdan çıkardığımız toprağı kesinlikle gümenin etrafında bırakmamak ve etrafa iyice dağıtmak. Eğer aracınızla gümenin yanına kadar gelmiş iseniz, ava başlamadan önce gümeye uzak bir yere park edin ve tekerlek izlerini yok edin. Sonuçta kaz avını kışın, soğuk ve ıslak bir ortamda yapma zorunluluğu olduğu için, gümenizin içini yanınızda getireceğiniz tahta parçaları ile kaplayın. Aksi takdirde bütün gün çamur kaplı daracık bir yerde beklemek pek keyifli olmayacaktır. Güme kazmak herkesin kolayca yapabileceği bir iş değildir. Bu nedenle av yapacağınız meraya birkaç gün önceden gidip o civarın köylülerine bu işi kolayca yaptırabilirsiniz. Zaten büyük bir ihtimalle onlar güme kazmaya alışıktır.

Kaz avında kıyafet çok önemlidir. Bütün gün hareketsiz kalacağınız için çok sağlam giyinmelisiniz. Özellikle el ve ayaklarınız çok üşüyecektir. Sadece lastik çizme sizi korumaz. Termal özellikli botları ve çorapları giymenizi tavsiye ederim. Ayrıca en dış kıyafetiniz çevre örtüye uygun kamuflaj veya aynı ton renklerde olmalıdır. Üzerinizde ve etrafınızda yansıma yapabilecek her türlü cam, krom veya parlak plastik malzemelerden kaçınmalısınız.

Kaz avında uzun mesafeli atışlar söz konusu olduğundan tüfeğinizin kalibresi 12, namlu boyu 71 veya 76 cm. olmalıdır. 12 kalibrede 71 ve 76 cm. namlu dışında özel olarak 81 cm. namlu yaptırabilirseniz, daha iyi sonuç alırsınız. 81 cm. üzerindeki namlunun yapılan testler sonucu önemi olmadığı ispatlanmıştır. Tüfeğinizin şokları tam şok ve yarım şok (ful şok/improved modified), kullanacağınız fişekler 34-40 gr. arası 3-4 numara olmalıdır. Eğer tüfeğiniz magnum fişek atmaya uygun ise 50 gr.’lık magnum fişekler kaz avında en iyi neticeyi verir.

Gümede kazı beklerken yine ördek avında olduğu gibi kesinlikle hareket etmeyin ve gözlerinizi dikerek avı seyretmeyin. Avın iyice yaklaşmasını bekledikten sonra aniden ayağa kalkarak atış ederseniz, avı şaşırtmış olursunuz ve böylece kazın sürati en aza inmiş. Kaz ağır cüssesine rağmen çok hızlı uçan bir kuştur. Kaz birkaç yüz metre üstümüzde uçarken, daha yakında örneğin 50-60 metre yüksekten uçan ördek size kazdan daha hızlı uçuyor gibi gelebilir.

ÇEVİREREK YAKLAŞMA AVI

Diğer bir av şekli ise arazide yemlenen kaz sürüsünü tespit edip, atış menziline kadar yaklaşıp ateş etmek şeklindedir. Burada önemli nokta rüzgârı karşınıza alarak yaklaşmak için alçak sürünmeyi kolaylaştıracak ve sizin geç farkedilmenizi sağlayacak arazi tarafını seçmenizdir. Duran kazlara atış etmek yerine henüz havalanırken atışa başlarsanız ve sürü içinde tek tek nişan alarak atış yaparsanız sonuç kesinlikle daha iyi olur. İsterse binlerce kaz olsun karambole atış yaptığınız takdirde hiçbir tane dahi vuramayabilirsiniz.
Yivli tüfekle kuş avlamanın yasak olduğunu kesinlikle aklınızdan çıkarmayın.

Çok kuru havalar haricinde kuş avına iki çekerli araçla gitmeyin. Aracınız arazi aracı dahi olmuş olsa mutlaka sağlam hatta çift çekme halatı, kürek, yedek benzin ve patinaj levhaları bulundurun. Ördek avı için belirtmiş olduğumuz teçhizat aynen kaz avı için de geçerlidir. Alkol ilk dakikalarda sizi ısıtsa da daha sonra daha çok üşümenize neden olacaktır. Çok soğuk havalarda uyuşup donmanıza dahi neden olabilir. Alkol yerine sıcak çay veya kahve sizi daha iyi ısıtır.

Güme avı için plastik veya karton mühre ve kaz düdüğü mutlaka gereklidir. Kaz düdüğünü bilen bir avcıdan kullanmasını öğrenmeniz gerekir, aksi halde kazları çağıracağınıza, uzaklaştırabilirsiniz. En etkilisi teyp olmakla beraber, teyp kullanmanın tüm avlarda tamamen yasak olduğunu unutmayın.

Tavşan Avı

Tavşana genellikle keklik meralarında rastlar, ya köpeğimizin fermasında veya köpeğimiz yoksa attığımız taşla, çalıdan fırlatır avlarız. Özellikle tavşan avının da çeşitleri vardır. Belli başlı tavşan avı çeşitlerini de şöyle sıralayabiliriz:

1. Ferma köpeğiyle arama avı
2. Kopoyla tavşan avı
3. Tazıyla tavşan avı
4. Bek avı veya önezi avı
5. Tarama avı
6. İz avı

Ferma köpeklerle yapılan zevkli bir avdır. Yukarda belirtildiği gibi genellikle keklik ve çil avı ile birlikte yapılır. Ancak sadece tavşan aranacaksa, hava şartları, bilhassa gecenin nasıl geçtiği, rüzgâr durumu gözönünde tutulur. Hava poyraz ve rüzgârlı ise, Güney yamaçlardaki dereciklerde, tabandan ziyade sırta yakın yerlerdeki fundalıklar, kuytu taşlıklar aranır. Lodos havalarda tavşanı Kuzey bölgelerinde tabana yakın oyuntular ve yarıntılar kenarında aramak mümkündür. Sakin ve kuru ayazlı geçen gecelerde tavşan sırtlarda herhangi bir yerde yataklanır.
Tavşan, köpeğin fermasında genellikle fazla sabredemez. Hele avcının da köpeğe yaklaşması üzerine fırlar. Tavşan fırlar fırlamaz köpek de çok zaman arkasından atılacağı için hemen ateş etmek tehlikelidir. Köpeği de vurmak veya yaralamak ihtimali vardır. Tavşanın zikzaklarını yapıp bir istikamete yönelmesini beklemek, 15-20 metre uzaklaştıktan sonra, tabiatıyla arazi yapısı müsait ise, atış yapmak uygundur.
Köpek olmadığı zamanlarda, çalılar taşlanır, ses çıkartılarak tavşanı ürküterek kaçması sağlanır. Arama avında yavaş hareket etmek, zaman zaman duraklamak faydalıdır. Tavşan, hizasına gelen avcıyı genellikle bir miktar geçirdikten sonra ters istikamete kaçmayı dener. Böyle hallerde tüfeği aniden omuzlayıp ateş etmede ufak bir dikkatsizlik, sağında veya solundaki arkadaşa saçma değdirmeye sebep olur. Bu sebeple çalı, dikenlik gibi, dibinde tavşan yatabileceği tahmin edilen yerlere, fırlayan tavşan ileri kaçacak şekilde yanaşmalıdır.

Kopoylar özellikle tavşan avı için yetiştirilen av köpekleridir. Polonya ve Balkan menşeli olan bu köpekler, yurdumuza tahminen 90-100 yıl önce getirilmişlerdir. Bu köpekler yerde iz sürerek, yani toprakta izle kalan avın kokusunu takip ederek, avı yatağında bulan kaldırıp kovalayan ve avcının önüne süren köpeklerdir. Yaban domuzu, geyik, karaca hatta çakal, tilki avlarında da kullanılırlar. Tavşana alıştırılan köpekler tavşanın izini bulur. Bu izi takiple yatağından tavşanı kaldırır ve kovar. Kopoyla tavşan avı da oldukça zevklidir. Sabahın erken saatinde köpekler meraya salınır. Bir tavşan izini bulan köpek kesik kesik fasılalı havlamaya başlar. Buna köpek “oynak izinde” denir. Havlamalar zaman zaman kesilir, zaman zaman duyulur. Köpek, izi doğrultusunda yatak izine doğru gider. Yatak izinde kopay daha sık ses verir ve tavşanı yatağından fırlatınca değişik bir tonda, adeta bir yerine taş yemişcesine bağırmaya başlar. Bunun için “tavşan vaveylayı kopardı” tabiri kullanılır. Tavşan peşinde aynı tonda ve aynı fasılalarla havlayarak takip eder. Tavşan da peşinden gelen kopaydan kurtulmak için yana ileriye uzun sıçrayışlar yapar. Hatta bazen köpeği geçirerek ters istikamete dönebilir. Böyle hallerde, köpeğin sesi bir ara kesilir, oynak izinde gibi kesik kesik aralıklı havlar. Bu arada izi kaybettiği yerde daireler çizer veya eski izi bularak iz tazeler. Tavşanın izini tekrar bulunca yine takibe koyulur ve aralıksız havlamaları devam eder. Kopoyla tavşan avında çok zaman, köpekleri bir yardımcı zincirleriyle götürür ve vadilerde yamaçların dibinde bırakırlar, avcılar ise sırtı takip ederler. Tavşanı bulup kaldıran köpek vaveylayı basınca avcılar sırtta tavşanın geçeceği münasip geçitleri tutar ve geçen tavşana atış yaparlar. Kalkan tavşan vurulamazsa veya tüfek atılamazsa, köpek tavşanı kovar ve tavşan bir daire çizerek ilk kalktığı yerin yakınından geçer. Bu sebeple çok yakın ve süratli izleyen köpeklerin önündeki tavşan uzak mesafelere kaçar. Bu bakımdan kopoy avında ağır, fakat izi şaşmadan kovan köpek makbuldür. Böyle köpeğin önünde kaçan tavşan zaman zaman durur, gelen köpeğin sesini dinler, çok süratli kaçmaz ve daha yakın mesafeden döner. Bu sebeple tavşanı avlamak daha kolaylaşmış olur. Usta köpekler bazen tavşan izini saatlerce kovabilir. Bu arada pusan tavşanı tekrar bulup kaldırırlar. Tavşanı kovan köpekler tavşanın vurulduğu yere gelince seslerini keser, kan bulaşan yerleri koklarlar ve ekseri yatarak keyiften yuvarlanırlar. Hatta sabah ava çıkarken köpek yere yatıp yuvarlanırsa, o gün avın bereketli geçeceğine dair bir inanış da vardır. Bazı avcılar arasında tavşan vurulunca, tavşanın saatlerce kovup avcının önüne getiren kopoya tavşanın başını veya iç organlarından birini vermek böylece köpeği mükâfatlandırmak adettendir. Ancak bağırsaklarını vermemek gerekir. Çeşitli parazitler bu vesile ile köpeğe bulaşabilir.

Tazılar uzun bacaklı, narin yapılı çok süratli koşan ve kuvvetli bir çeneye sahip av köpekleridir. Genellikle tavşan gibi kaçan avları yakalamakta kullanılır. Tazılar daha ziyade düz alanlarda, az engebeli, ağaç ve çalı toplulukları bulunmayan arazilerde av yapabilirler. Yurdumuzda İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu’nun bir bölümü, Güney’de Çukurova ve civarında beslenir. Buralarda tazı avı yapılır. Tazıyla taşvan avına, iyi koşan atlarla gidilir. Aynı zamanda binicilik sporu da bu vesile ile yapılabilir.
Tavşanı kaldıran tazı, süratle tavşanı kovalar ve yakalar. Tavşan bu arada zikzaklar sert dönüşler yaparak kurtulmaya çalışır. Avcılar da kovan tazıyı atla takip ederler ve yakaladığı tavşanı alırlar. İran ve Orta Asya’da tazı avı çok gelişmiştir. Yurdumuzda yer yer iyi cins tazılara raslanmakta ise de yavaş yavaş saf kan tazı cinsleri yok olmaktadır. Tazı avına meraklı olanlar için güzel görünüşlü ve güzel güzel koşan tazılar büyük değer ifade eder.
Bu av türü sabahın erken saatleriyle, akşamın geç saatlerinde, tavşanların gelip geçtiği yerlerde beklemekle yapılan bir av şeklidir. Bek avında sonuç alabilmek için, tavşanların yatak ve oynak yerlerini, geçitlerini çok iyi tanımak ve bilmek gerekir. Bilhassa orman içindeki çayırlıklar, fundalık ve çalılarla çevrili alanlar ve ekili yerler, bağlar tavşanların yemlenmek için gittikleri yerlerdir. Önezi avında av süresi kısadır. Güneşin batışından alaca karanlık bastırasıya kadar iyice seçip beklediğimiz yerin yakınından bir tavşan geçerse avlamak mümkün olur. Sabahleyin de yatak yerlerine yakın geçitler ve patikalar beklenir. Bu süre de tan yerinin ağarmasından güneş doğuşuna kadar sürer. Sabah beki, akşam bekinden daha verimli olur. Zira , akşamları tavşanlar oldukça geç hareket ederler. Mıntıkayı iyi tanıyan, tavşanların yatak ve oynak yerlerini ve geçitlerini iyi bilen avcılar önezi avında başarılı olurlar.
En az 5-6 avcı olmalıdır. Ülkemizde daha ziyade sadece avcılar kol teşkil ederek tarama avı yaparlar. Bilhassa düz ve az engebeli arazilerde, tarım alanlarında verimli olur. Avcılar 20’şer adım mesafeyle sıralanır ve kol halinde ses çıkartarak, ağır ağır ilerler. Burada bilhassa aynı hizada gitmeye dikkat edilir.

Karlı havalarda tavşan izleri takip edilerek yapılan bir av türüdür. Bilhassa taze karda izleri bulmak kolaylaşır. İz avı da tecrübe ve bilgi ister. Oynak izlerini, yatak izini ayırdetmek tecrübe ister. Birçok tecrübeli avcı karda gördüğü bir tavşan izini kolayca takip eder ve yatağını eliyle koymuş gibi bulur. Kar fazla ise tavşanın yattığı yer daha kolay bulunabilir. Yumuşak karda tavşanın hareketi de zordur. Kara gömüldüğü için yavaş hareket eder. Ancak, karda yürürken meydana gelen kıtırtılı sesleri tavşan kolayca duyduğundan genellikle uzaktan fırlar. Karın yumuşak zamanında çalı diplerinde görülen yan yana iki sarımtrak delik, tavşanın (veya sansar gibi diğer bir hayvanın) teneffüs ederken meydana getirdiği izdir. Bu izler de tavşanı ele verir.
Tavşanın avında kullanılacak saçma numarası 4-5’tir. En iyi mesafesi de 25 m.’dir. 40 metreye kadar iyi bir isabet sağlanırsa da 40 m.’den sonra saçma hüzmesi çok dağılacağından isabet ihtimali azalır ve isabet edecek 1-2 saçma da tavşanı ancak yaralar. Yatakta tavşana ateş etmek de avcılığın etik anlayışına sığmaz. Her hayvana kaçma fırsatı verilmelidir.

Doğru kaçan tavşanın kulak istikametine, üstümüze gelen tavşanın ön ayakları hizasına atış yapılmalıdır. Yan geçen tavşana ateş ederken de önelem payı verilmelidir.
Her avda olduğu gibi tavşan avında da tavşanın çeşitli özellikleri bilindiği takdirde, avlakta arayıp bulmada ve avı vurmada başarı oranı artar.
Normal usullerle ve kanuni süreleri içinde avlandığı takdirde, yüksek üreme potansiyeline sahip bu hayvana bütün avlaklarımızda bol bol rastlamak mümkün olacaktır.

Domuz Avı

Yaban domuzu avı ülkemizde başlıca 2 şekilde yapılır. Bunlardan biri bek avı, diğeri ise sürek avıdır.

Bek avı yıllardan beri süre gelen bir avlanma şeklidir. Bu av sabah gün doğarken veya akşam gün batarken yapılabilir. Her iki avlanma zamanında da yaban domuzunun yemlenme ihtiyacı gözönüne tutulur. Dolayısıyla ekili alanların yakınları avlanmak için ideal arazi parçalarıdır. Bütün günü ormanda aç geçiren yaban domuzu gün batımıyla beraber karnını doyurmak için bağ, bahçe veya ekili alanlara gitmek mecburiyetindedir. Bu alanlara hangi yollardan gittiği yumuşak topraklarda bıraktığı izden kolaylıkla anlaşılabilir. Avcı bu yolaklar üzerinde beklemek suretiyle avını gerçekleştirebilecektir. Dolayısıyla “bek avı” tabiri bu avın doğasından kaynaklandığı için bu ismi almıştır. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus iyi saklanabilmektir. Yaban domuzlarının çok iyi derecede koku alma ve ses duyma özelliklerinin olduğu hiç hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu avda sessizlik, çok önemlidir. Bek avı yapılacaksa sigara içilemeyeceği gibi parfüm ve deodorant kullanılmamalıdır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus bek avına çıkan avcıların belirlenen bir saatten evvel bek yerlerini terk etmemelidir. Acil durumda herhangi bir avcı bek yerini terk edecek ise ses ve ışık cihazlarıyla dikkati çekecek ölçüde gürültü yapmasıdır. Bu kendi can güvenliği için zorunludur. Bu avda av köpeği kullanılmaz. Avın bitişi avcıbaşı tarafından belirtilir. Bunun işareti ancak önceden kararlaştırılan bir düdük sesiyle olabilir. Örneğin uzun uzun veya kısa kısa eşit aralıklı üç düdük sesi gibi. Bu işareti duyan avcılar aynı sesi tekrarlamak suretiyle çevrelerindeki diğer arkadaşlarına duyurmaya çalışırlar. Daha önceden bek avının biteceği saat herkes tarafından bilindiği için bu işaret, avın bittiğinin bir diğer ifadesidir. Bu işaretten sonra hiç kimse her ne maksatla olursa olsun atış yapmamalıdır. Bu işaretten evvelde (gerekçesi ne olursa olsun) av sahasında asla dolaşılmaz.

Tepecik köyü haberleri ve cami imamı

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
SİNOP-AYANCIK-HALK EĞİTİM MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜ
TEPECİK KÖYÜ MUHTARI sn Aliosman YOLAÇAN’IN
KATKILARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR.

TEPECİK KÖYÜNDE OKUMA YAZMA BİLİPDE OKUR YAZAR BELGESİ OLMIYANLAR OKUR YAZAR BELGESİ ALMIŞLARDIR.

BELGELERİNİ ALANLARIN LİSTESİ
———————————————–
TEPECİK KÖYÜ MERKEZ MAHALLESİ
—————————–
ADI SOYADI DOĞUM TARİHİ
==============================
SATILMIŞ AKGÜL—–1934
HANİFE AKGÜL——-1942
ZARİFE ALTINDAL—-1934
ELVİDE BOZKURT—–1948
EMİN AYDIN———1943
MUSTAFA DOĞAN——1960
RECEP BOZKURT——1923
………………………………………..
TEPECİK KÖYÜ KALABA MAHALLESİ
—————————–
ADI SOYADI DOĞUM TARİHİ
============================
FERİDE ALTINDAL—-1941
FATMA DEMİRCAN—–1956
HÜSEYİN ŞEN——–1941
CEMAL ŞAHİN——–1931
ZEKİYE ŞAHİN——-1934
EMİNE DEMİRCAN—–1938
SANİYE YÜKSEL——1938
OSMAN YÜKSEL——-1935
HASAN DEMİRCAN—–1949
MUSTAFA SARISOY—-1919
………………………………………..
TEPECİK KÖYÜ PINARI MAHALLESİ
—————————–
ADI SOYADI DOĞUM TARİHİ
============================
HANİFE YOLAÇAN—–1933
AHMET EROĞLU——-1931
SULTAN YÜKSEL——1956
FATMA KURT———1938
—————————————————-

Tepecik köyEmerkez mezarlıEnda köylEerimiz ve mustafa özdemirin katkılarıyla yaptırılan mezarlık çeşmesi hizmete girmiştir.yıllardır suyu olmıyan mezarlık su kaynaE uzak da olsa boru dEenerek getirilip halkımızın hizmetine sunulmuştur.yapımında emeği geçen tE köylEerimize teşekkE ederiz.

TEPECİK KÖYÜ FACEBOOK GRUBU
_____________________________________________________

TEPECİK KÖYÜ NÜFUSUNA KAYITLI AŞAĞIDA İSİMLERİ YAZALI ARKADAŞLARIMIZIN ADRES BİLGİLERİ LAZIM. Ayancık Tepecik köyEden Askerlik yoklaması için Bildirim yapılan gençlerimizin Ayancık Askerlik Şubesine veya köy muhtarımız Aliosman Yolaçan’na Adreslerini bildirmeleri gerekmektedir okul durumundan veya bir başka sebepden tezcilli olabilirler fakat adreslerini bildirmeleri gerekli .mutar telefonu.0368 653 56 22 ye veya sitemize mesaj la bildirebilirler adreslerini bilenlerin yardımcı olmasını bekleriz.Eit yolaçan
_____________________________________________________

TEPECİK KÖYÜ HALKIMIZA DUYURULUR.

04-04-2010 Ayancık orman işletme şefliğinden alınan bilgilere göre tepecik köyEE bitiminden yeni yol aElacak bu yolun (fergene)uzunçam’a bağlanması gEdemde ordan atbaşına devam edecek
bizim bölgemize bakan orman şefinin bizzat gelerek yerinde keşif yapıp yeni aElacak yol için kesilecek ormanda ağaçları işaretlemiştir yakında önEEdeki aylarda kesime başlanacaktır
ve yeni yol aElacaktır böylece bizim köy yolumuz grup yolu sayılacak ve daha dEenli olacak köy halkı olarak bu konuda elimizden geleni yapıyoruz inşallah yakın zamanda bunu başaracaEz.
tepecik köyEmuhtarı aliosman yolaçan.

____________________________________________________

ŞAHİN CANEL TEPECİK KÖYÜ CAMİİ İMAM HATİBİ

2017 resmi tatil günleri.

2017’de Ramazan Bayramı ve hafta sonuna denk geliyor. Ancak Kurban Bayramı arifesinden 1 gün önce kutlanacak 30 Ağustos Zafer Bayramı uzun tatil fırsatı doğurabilir.

2016 yılında hem Ramazan hem de Kurban Bayramı tatilini 9 gün yapan vatandaşlar, şimdiden tatil planlarını yapmak için 2017 yılının tatil günlerini araştırmaya başladı.

‘un tatil edilmesiyle birlikte, resmi bayramlara bir yenisi daha eklendi. 3 buçuk gün olan Ramazan Bayramı, 4 buçuk gün olan , 1 Ocak Yılbaşı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı‘na ek olarak 15 Temmuz da ilan edildi. Zafer Bayramı ise 1 buçuk gün olarak kutlanıyor.

İDARİ İZİN ARTIRIYOR

Bu durumda çalışanlar toplam 16 gün resmi tatil yapmış olacak. Ancak özellikle Ramazan ve Kurban bayramları idari izin ile bazı yıllarda 9 güne kadar çıktığı için tatil gün sayısı da artıyor. 15 Temmuz, 2017 yılında cumartesiye, 2018 yılında ise pazar gününe denk geliyor. Çalışanlar ilk kez 2019 yılında 15 Temmuz Pazartesi günü tatil yapacak.

İŞTE 2017 YILININ RESMİ TATİL GÜNLERİ:

Yılbaşı – 1 Ocak 2017 Pazar

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı – 23 Nisan 2017 Pazar

Emek ve Dayanışma Günü – 1 Mayıs 2017 Pazartesi

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı – 19 Mayıs 2017 Cuma

Ramazan Bayramı Arifesi – 24 Haziran 2017 Cumartesi

Ramazan Bayramı (1.Gün) – 25 Haziran 2017 Pazar

Ramazan Bayramı (2.Gün) – 26 Haziran 2017 Pazartesi

Ramazan Bayramı (3.Gün) – 27 Haziran 2017 Salı

Demokrasi ve Şehitler Günü – 15 Temmuz 2017 Cumartesi

Zafer Bayramı – 30 Ağustos 2017 Çarşamba

Kurban Bayramı Arifesi – 31 Ağustos 2017 Perşembe

Kurban Bayramı (1.Gün) – 01 Eylül 2017 Cuma

Kurban Bayramı (2.Gün) – 02 Eylül 2017 Cumartesi

Kurban Bayramı (3.Gün) – 03 Eylül 2017 Pazar

Kurban Bayramı (4.Gün) – 04 Eylül 2017 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramı – 29 Ekim 2017 Pazar

KURBAN BAYRAMINDA 30 AĞUSTOS ŞANSI

Yarım gün tatil olan Kurban Bayramı arifesinin 31 Ağustos olması ve bir gün öncesinin resmi tatil olarak kutlanan 30 Ağustos Zafer Bayramı olması dolayısıyla tatil süresi 6 güne çıkarılabilecek.

.

Ayancık ve Yöremizdeki Bazı İnanışlar

Yöremizdeki Bazı İnanışlar

Yaş ağaç kesilmez.

İncir ağacı kesenin ocağı dağılır.

Loğusa kadının kırk gün mezarı açıktır, bu nedenle yalnız bırakılmaz.

Yeni aya bakan; ilk kime bakarsa o kimse o ay donanır.

Gece gül ağacı dibinde gezilmez, kül dışarı atılmaz, aynaya bakılmaz, su üstünden atlanmaz,tırnak kesilmez.

Gece sakız çiğneyen, ölü eti çiğner.

Gece ıslık çalınmaz, uğursuzluk getirir.

Gelinin ayakkabısının altına isim yazılır veya yorganı kaplarken kim bir tutam saçını içine atarsa tez kısmeti açılır.

Yeni doğmuş çocuk besmele ile kucağa alınır, besmele ile yerine yatırılır.

Sacayak üzerinde boş kazan durması uğursuzluktur.

Sela vakti ev işi yapılmaz.

Evin kapısına sarımsak ya da yumurta kabuğu asılırsa mavi boncuk bulundurulursa nazar ve kötülükler yok olur.

Hamile kadın güzelleşirse erkek,çirkinleşirse kız doğacaktır.

Avucunda beni olan çok marifetlidir.

Kötü rüya sabah ilk suya anlatılırsa , kötülüğü su gibi akar gider.

Evde birşey kırılırsa nazar dağılır.

Bir yere sağ ayakla girmek, bir işe besmele ile başlamak iyidir.

Yaban elmasının dalı evin kapısına asılırsa o eve kötülük uğramaz.

Kargaların zamansız bağırması, baykuş ötmesi, köpek uluması uğursuzluktur.

Deniz kokuyorsa dalgalanacaktır.

Hamile kadın neye çok bakarsa , çocuğu ona benzer.

Gözünün akının çok olan merhametsizdir.

Gece ıssız netameli yerlerde gezen rüyasında korkutulur.

Elden sabun yada bıçak alınmaz.

Ölü üzerine bıçak koymak, kötülüklerden oraya yanaşmasını engeller.

Çocuk yere eğilip bacakları arasından kime bakarsa o kişiye misafir gelecektir.

Bir işin üstüne tembel kişi gelirse o iş bitmez.

Ayva ve mantar çoksa kış çetin geçecektir.

Ölünün ruhu rahat etmesi için ayakkabıları o mezara gitmeden kapı önüne çıkarılır.

Ölünün odası ya da evinin ışıkları 7 gün açık bırakılır.

Birine mendil sabun hediye etmek ayrılık getirir.

Yolcunun arkasından su gibi git, su gibi gel diye su dökülür. O gün ev süpürülmez.

Ayakkabı yada terliklerin ters çevrilmesi uğursuzluktur.

Bir giysiyi ters giyersen uğursuzluk getirir.

Avucunun içi kaşınıyorsa kısmet geleceğine, burnun kaşınıyorsa kavga edeceğine, gözün seyiriyorsa bir haber alacağına işaretdir.

Ağırlık çökerse misafir gelecektir.

Hıdrellez günü bahçeden yeşillik koparılmaz.

O yıl ilk ürün cimri birinin elinden alınırsa verim az olur, cömert birinin elinden alınırsa verim fazladır.

Denizciler tekneyi denize attıklarında ilk tuttukları balığı keser ve kanını teknenin önüne sürerler.

Bebek ilk yüremeye başladığında çok düşüyorsa dört yola getirilir.

İki ayağına ip bağlanır ve ayağının kösteğini kesiyormuş diye kesilir. Bebek düzgün yürümeye başlar.

Eşiğe oturan iftiraya uğrar.

Kaynak: Geçmişten Bugüne Ayancık – Ayancık Lisesi
————————————————

SİNOP ve AYANCIK’LA BİRLİKDE ANILANLAR.

bilyedin–köy hurması–kestane

Ayancık Tepecik köyü.com adresine resim ve yorumlarınızı bekliyoruz.
————————————————– —
Nokul: Un, su, tuz karışımıyla kulak memesi yumuşaklığında mayalı bir hamur yoğurulur. Orta büyüklükte pazılara bölünür, oklavayla açılır. Diğer tarafta ince doğranmış soğanlar yağla sararıncaya kadar kavrulur. Kıyma, karabiber ve tuzla içi hazırlanır. Açılan yufka yağlanır, üzerine hazırlanan içten bir miktar konup dağıtılır ve yufka içle birlikte rulo şeklinde yuvarlanır. Kızdırılmış ve yağlanmış tepsiye nokullar döşenir ve pişirilir. İç malzemesi olarak üzüm ceviz ya da süzme yoğurt da konulabilir karışımı.
————————————————– —
Keşkeği Mısır: Mısır bulguru ve fasulyeden yapılır.
Mısır ekmeği
Tana: Mısır unundan yapılan, katı olan ve yoğurt, süt ya da pekmezle tüketilen bir yemektir.
Sütlü Çorbası: Mısır daha kurumadan süt durumundayken yapılan mısır çorbasıdır.
Pekmez helvası: Özellikle düğünlerde yapılan pekmezli un helvasıdır.
Kesme makarna: Yoğurtlu-sarımsaklı, yoğurtlu, sade veya soslu olarak dört şekilde yapılan ev makarnasıdır.
————————————————– —
Tirit: Yufka veya ekmeğin küçük küçük doğranarak et suyuyla ıslatılmasıyla yapılır.
Kara Lahana: Dolması veya sulu yemeği yapılır
Fırıncık pekmezi: Fırıncık armudundan yapılır.
Don pekmezi: Acı arafat veya elmadan yapılır.Katıya yakın olduğu için bu adı almıştır.
Ekşi: Kara erik adı verilen eriğin kaynatılıp süzgeçten geçirilmesiyle yapılır. —————————————

AYANCIKLA BİRLİKTE ANILANLAR

Ayancık Keteni
Bürümcük. Fırıncık armudu pekmezi. Elma, erik ve armuttan yapılan uyuşuk pekmezi. Kestane. Çay elması. CAT kirazı. Ayancık panayırı. Ayancık Festivali. Pirinç Böreği. Pekmez Baklavası. İstet. Kestane Böreği. Cibes. Çay Ağzı. Davul-Zurna-Köçek. Mamalika. Kara Mancar. Ispıt. Turşu Kavurması. Çerkez Kavurması. Cırcımık otu. Bulgurlu Pazı. Havuç Tarator. Kocabaş Turşusu. Kazıyak Turşusu. Düğün Eti. Patlıcan Kurusu. Tirit. Soğanlı Ekmek. Çerkez Metezi. Kulak (Manty). Kabak Böreği. Külçe. Sac Böreği.
————————————————– —
Ayancık yöresinde yetişen Mantar Türleri.
Fesleğen, çiğleyen, yumurta mantarı, içi kızıl, çarık, kavak, gürgen, kanlıca, çivi, geyik avurdu, dılbıran mantarı, kuzu kulağı, et mantarı, civciv bacağı, balkadın, turnabacağı.
————————————————– —
Sosyal Aktivite
Sahile çıkmak. Balığa çıkmak. İskeleden atlamak. Ayancık eymeleri. Çamurca, çangal. Kereste Fabrikası. Akgöl. İnaltı mağarası. İstifan limanı (Usta Burnu). Büyük mahalle. Küçük mahalle. Eski fabrikaya ait ORÜS lojmanları. Radar. Şadırvan (Ihlamur Altı). Maltepe. Keşkek. Nokul. Kestane Baly. Kereste fabrikasının sireni.

Yararlanılan Kaynaklar:
Dünden Bugüne Ayancık – Ayancık Lisesi
————————————————– —
SYNOP-TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ
————————————————– ——————————
Sinop Coğrafyası

Kuruçeşme Sokağı

Sinop, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru sivrilerek uzanmış bulunan Boztepe yarımadası üzerinde kurulmuştur. Batı ve Doğu Karadeniz Bölgeleri arasında bir geçiş bölgesinde yer alan il toprakları 41, 2-43, 5 paralelleri ve 34, 5-35, 5 meridyenleri arasında bulunmaktadır.

Sinop 5,862 Km2”lik yüzölçümüyle Türkiye topraklarının% 8”ini kaplar. İl doğudan Samsun”un Alaçam, guneyden Samsun”un Vezirköprü, Çorum”un Osmancık, Kargı, Kastamonu”nun Taşköprü, batıdan Kastamonu”nun Taşköprü Çatalzeytin, Kastamonu ve ilçeleriyle çevrilidir. 475 Km. uzunluğundaki sınırlarının 300 Km.si kara, 175 km.si denizdir.

İl olarak 8 ilçesi (Merkez ilçe hariç), 2 beldesi, 11 belediyesi ve 465 köyü bulunmaktadır.

İlin nüfusu 2.000, aynı sayıma göre İl merkezinin nüfusu 30,502”dir 225,574 olup göre sayımına. İlçeleri, Merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü, Türkeli”dir.

Şehrin kuzeybatısında Akliman, güneydoğusunda bulunan Hamsilos Koyu, eski devirlerin barınak yerlerindendir.

Dağlar

Sinop ormanlık Dağları

İl”deki yeryüzü şekillerinin ağırlık bölümü (% 74,3) oluşturan dağların yükseltileri pek fazla değildir. Sinop genel olarak engebelidir. Karadeniz kıyılarından iç kısımlara doğru görülür derecede Yükselme vardır. Dağlar yüksek, daha çok doğuda ve kuzeybatıdadır. İl”in doğu tarafını Kuzey Anadolu dağlarının Kolları çevreler. Bu Dağlar, Karadeniz kıyısına paralel uzanırlar. Bölgedeki Dağlar sık, dik ve sert değildir. En yüksek dağın 2.000 m.yi aştığı görülmez.

AYANCIK”ta: Çangal Dağı 1,065 m., Zindan Dağı 1,750 m. Dir.
DİKMEN”de: Göktepe Dağı 1.200m.
GERZE”de: Elma ve Köse Dağları 900 m.dir. Dıranaz 1,345 m. dir.
BOYABAT”ta: Elekdağı 1,400 m. Dir.

Bu Dağlar ormanlarla kaplıdır. Güneye inildikçe, iç Anadolu”ya yaklaştıkça orman azalır.

Yaylalar

Kurugöl Yaylası

Sinop yakınlarında yayla yoktur. Boyabat ve Gerze ilçeleri yayla bakımından oldukça zengindir. Durağan ve Boyabat”ta Mehmetli, Aluç, Marif, Gündüzlü, Darıözü, Doğaçam, Yaylacık, Uzunöz, Sakızlı, Bayat, Yassıalan, Gökalan, Buzluk yaylaları vardır. Gerze”de Altmışdört, Güdek oğlu, Avlağısökü, Kuzfındık, Çam Altınyayla bulunmaktadır. Türkeli ilçesinde de Kurugöl Yaylası bulunmaktadır.

Ovalar

Sinop ovaları

Sinop”ta ovalar genellikle ya da ırmak ovalaridır kıyı. Daha ziyade büyük düzlükler halindedir. En önemlisi Boyabat Ovasıdır. Bu ovayı Gökırmak, Arım, Gazidere, Asarcık ovaları meydana getirir. Yüksek Dağlar arasında uzanan bu ovalar çok verimli ve sulaktır. Gavur ovası da denilen Karasu Ovası ile Akliman yöresindeki Aksaz ve Sarıkum ovaları kıyı ovalarıdır. Bu ovalar, yer yer bataklık durumundadır.

Vadiler

Arap Yaylası – Çatak köyü

Sinop”ta Boyabat ve Durağan ilçeleri çevresinde yer alan ve Kızılırmak”sın kollarından olan Gökırmak Vadisi dışında büyük vadi yoktur. Bununla birlikte küçük akar sularca açılmış çok sayıda küçük vadi vardır. Bunlar il topraklarını engebeli hale getirmiş oluşumlardır. Gökırmak Vadisinden başka Ayancık Vadisi, Kabusu Vadisi, Kanlıdere Vadisi sayılabilir.

Akarsular

Sinop akarsuları

Sinop, ona çay derelere rastlanır ve tarafta yağışlı bir bölge olduğundan. Bu akarsular, yağmur ve kar sularıyla beslenir. Sular yağmur mevsiminde çoğalır, dereler kabarır. Yaz aylarında azalır ya da kurur.

Çay ve nehirler ulaşıma elverişli değildir. Yatakları taşlı, akışları hızlıdır. Sulamada ve orman ürünlerinin taşınmasında yararlanılır. Hepsi Karadeniz”e dökülür.

Başlıcaları şunlardır:

Gökırmak: Kastamonu”dan çıkar. Daday”da Ballıdağ eteklerinden inen sular, Daday Çayı”nı oluşturur. Bu çay Taşköprü”nün Gölveren kesiminde Kastamonu”nun içinden geçen bir suyla birleşerek Gökırmak adını alır. Gökırmak Boyabat Ovası”nı sular ve doğuda Kızılırmak”a karışır.

Kızılırmak: İlin güneydoğu sınırlarını çizer. Yurdumuzun en uzun nehri olan Kızılırmak, büyük kollarından Gökırmak”ı Sinop”tan alır.

Tepeçay: Sinop”un Türkeli ilçesi ile Kastamonu”nun Çatalzeytin, Kastamonu ilçesi arasında sınır oluşturur. Denize döküldüğü yerde hayli genişler.

Ayardın Deresi: Çatakgeriş Köyü yakınlarından Doğar yükseltide 1.000 m. Türkeli ilçe merkezinin hemen doğusundan denize dökülür. Uzunluğu 240 km. kadardır.

Ayancık Çayı: Küre Dağları”ndan kaynaklanan çok sayıda küçük derenin birleşmesinden oluşmuştur. Uzunluğu 90 km. kadardır, ilçe merkezin-den denize dökülür.

Karasu Çayı: Küre Dağları”nda, Gündüzlü Ormanları”ndan Doğar. Uzunluğu 80 km.dir. Sinop”un 8 km. batısından denize dökülür.

Çakıroğlu Çayı: Dıranaz Dağları”ndan Doğar. Gerze-Sinop arasında Çakıroğlu yöresinde denize dökülür. Denize döküldüğü yerde küçük bir delta oluşturur.

Kanlı Çay: Uzunöz Dağları”nın eteklerinden Doğar. Çok sayıda küçük kolu vardır. Çayağzı denilen yerde denize dökülür.

Göller

Sarıkum Gölü

Sinop”ta çok sayıda doğal göl vardır. Bunların tamamı çeşitli jeolojik zamanlarda oluşmuştur. Başlıcaları şunlardır:

Sarıkum Gölü: Sinop yarımadasının batısında yer alan Sarıkum Gölü, il merkezine 21 km. uzaklıktadır. Gölün uzunluğu 2 Km., Genişliği 750 m. Alanı ve 400 hektardır. Deniz düzeyinde olan gölün suları kışın çoğalır, Yazın azalır. Küçük akarsularla beslenen gölün fazla suları denize dökülmektedir.

Aksaz Gölü: Karagöl”ün kuzeydoğusunda yer alan Aksaz Gölü, denizle hemen hemen aynı düzeydedir. Yılın büyük bir bölümünde saz ve kamışlarla kaplı olan gölün yüzölçümü 200 hektardır. Yağışlı dönemlerde ise gölün suları denize ulaşır.

Karagöl: Akliman”a yakın bir bölgede Aksaz ve Sankum Golleri yakınında yer alan, deniz düzeyindedir. Yüzölçümü 80 hektar dolayındadır. Denize uzaklığı 40-50 m. kadar olan gölün suları kışın artar, Yazın ise göl kurur.

Suluk Gölü: Sinop yarımadasının üzerindedir. Yükseltisi 210 m. dolayında olan Suluk Gölü, eski bir yanardağ krateridir. Derinliği 1-2 m.dir Yaz mevsiminde kurur.

Akgöl: Ayancık İlçesi”nin güneyinde Ayancık Boyabat yolunun 31. Km.de, 4 Km. içeride yer alan Akgöl, çevresinde sık cany ormanlarının oluşturduğu çangal ve Akgöl ormanlan içinde bulunmaktadır.

Bitki Örtüsü

Doğa manzarası

Sinop yöresi, Karadeniz ikliminin bir özelliği olarak her zaman yağış aldığından Orman ve bitki örtüsüyle kaplıdır. Çeşitlidir de Ormanlar hem zengin hem. Çam, köknar, meşe, Gürgen, kayın, dişbudak, karaağaç ve kavak başlıca türlerdir. Ağaç denizi olarak nitelendirilen Çangal Ormanları, Ayancık, Türkeli ve Boyabat yörelerini kaplar. Dıranaz, Göktepe, Soğuksu ve Elekdağı Ormanları da hem önemli doğal güzellikleri oluşturur, hem de ekonomik Yönden Büyük Değer taşır.

Ormanların altında yaban menekşesi, çuha çiçeği, mayıs karanfili, küçük kırlangıç otu, ciğer otu gibi bitkilere de rastlanır.

Sinop yöresindeki bitki örtüsü, çok çeşitli ağaç türlerinden oluşmuştur. Kıyı şeridinde Akdeniz bitkileri de görülür. Meşe, Defne, karaağaç, çınar, fındık, kızılcık, kayın, Gürgen, Karaçam ve sarıçamdan oluşan bu bitki örtüsü, yükseltinin 1,800 m.ye ulaştığı kesime kadar yayılır.

İlin güneyine doğru gidildikçe iklim kuraklaşmaya başlar. Bu kesimde kuzeydeki Gür bitki örtüsünün yerini bozkır bitkileri alır.

İklim Verileri

Sinop, Doğu ve Batı Karadeniz iklim özelliklerinin İçiçe geçtiği bir yöredir, ilde mevsimler arası sıcaklık farkları pek büyük değildir, ilin kuzey kesiminde Karadeniz iklim tipi görülür, güney kesimlerinde ise Karadeniz ikliminin etkisi giderek azalır. Burada yağışlar azalır, sıcaklık düşer ve bozkır ikliminin etkileri görülür.

Sıcaklık

Sinop İl Merkezinde Yıllık sıcaklık, en yüksek, en düşük sıcaklık -2 derecedir sıcaklık 29,4 derece 14 derece ortalaması. Yıllık nispi nem ortalaması% 78”dir.
————————————————– —
Kaynak: Sinop İl Yıllığı, 1993

Sinop”ta Gezilecek Yerler

SYNOP KALESİ:

M.Ö. 7. y.y. da şehri korumak amacıyla yarımadanın üzerine kurulmuştur. Roma, Bizans ve Selçuklular döneminde onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde hâlâ özelliğini koruyan kalenin 2050 m. uzunluğu, 25 m. yüksekliği, 3 m. genişliği olup, iki ana giriş kapısı bulunmaktadır. Kale duvarı şehri çevrelemektedir.
————————————————– —

SYNOP CEZAEVİ:

Tersane alanında iç kalenin ortasında etrafı yüksek kale bedenleriyle çevrili alandır. Bu özelliğinden dolayı mahkumların kaçışını imkansız kılmıştır. Cezaevi Osmanlılar 1877 yılında kullanılmaya başlanmıştır döneminde
————————————————– —

PAŞA TABYASI:

Yarım adanın güney doğusunda 19. y.y. da Osmanlı Rus savaşları sırasında denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yapılmıştır. Yarım ay şeklindedir. 11 top yatağı bulunan CEPHANELiK ve mahzenlerden oluşmaktadır.
————————————————– —

SYNOP MÜZESİ:

Şehir merkezinde bulunmaktadır. Sinop kazılarında ve çevresinde bulunan eserler sergilenmektedir. Müze bünyesinde Prehistorik, Helenistik, Roma, Bizans, Etnoğrafik eserler ile, Sinop çevresinden toplanmış ikonalar bulunmaktadır.
————————————————– —

Sinop Müzesi

İKONALAR:

Sinop Müzesi”nde teşhir edilen eserler arasında ayrı bir yeri ve önemi bulunan, sanat tarihi bakımından seçkin bir örnek teşkil eden Ikona koleksiyonudur. Koleksiyonda yer alan ikonalar; İkona Aziz Minas, Melek Mihail, İkona İsa, İkona Meleklerin Düşmanlarla Savaşı, İkona İsa ve Meryem, İkona Büyük Ruh, İsa ve Azizler yer almaktadır.
————————————————– —
AKLİMAN:

Şehre 9 km. uzaklıktadır. Kilometrelerce uzanan ince beyaz kumu, ormanla denizin adeta kucaklaştığı orman içi piknik ve mesire yerleriyle ünlüdür. Kumsal boyunca Plajlar, Kamp-çadır yerleriyle moteller bulunmaktadır.
————————————————– —
Hamsilos Koyu

HAMSİLOS:

Akliman piknik alanına 1 km. uzaklıktadır. Denizin kara içine bir ırmak gibi girdiği, çevresi çam ağaçlarıyla kaplı, güzelliğine doyum olmayan Hamsilos Fiyordu, Türkiye”nin tek fiyordudur.

————————————————– —
Erfelek Şelaleleri

ERFELEK TATLICA ŞELALELERİ:

İl merkezine 42 km. uzaklıkta, Erfelek ilçesi Tatlıca köyü sınırları içerisindedir. Aynı vadi içinde ardarda sıralanmış 28 irili ufaklı şelaladen oluşmuştur. Bu özelliği ile dünyada benzeri yoktur. Dar ve 2 km. uzunlukta bir vadi içinde, şelaleler kenarında, kayın ormanları içinde yapılacak iki saatlik yürüyüş oldukça zevkli ve heyecanlıdır. Doğal Sit Alanı olan bölgede trekking, piknik, gezi ve av turizmi olanakları sağlanmaktadır. Bölgede yeme içme, haberleşme ve kamp çalışmaları ile ilgili iyileştirme çalışmaları devam etmektedir.
————————————————– —

İnaltı Mağarası

İNALTI MAĞARASI VE AKGÖL:

Her ikisi de Ayancık ilçesi sınırları içerisindedir. İnaltı mağarası Köknar ormanlarının ortasında 1.070 m. yükseklikteki bir yaylada yer almaktadır. Ayancık ilçesinden 50 km. ve İnaltı köyü yakınlarındaki Akgöl”den 6 km. uzaklıktadır. Mağaranın gerçek derinliği bugüne kadar ortaya çıkarılamamıştır. Bugüne kadar sadece 2200 m. derinliğe kadar olan bölge keşfedilebilmiştir. Ortalama 15 m. yüksekliğe ve 12 m. genişliğe sahiptir. Muhteşem sarkıtları ve dikitleri hala oluşma safhasında bulunmaktadır. İnaltı mağarası jeolojik olarak kireçtaşı katmanlarında oluşmuştur. İnaltı mağarasına giderken yolda muhteşem ormanların ve derin vadilerin güzelliğinin tadını çıkarabilirsiniz.
Ayancık ilçesinin güneyinde bulunan Akgöl, Ayancık-Boyabat karayolunun 31. km”sinden 4 km. kadar içeride yer almaktadır. Çam ormanları ve Çangal ormanı ile çevrilidir. Elektrik üretimi için 1926”da inşa edilen bu baraj gölünün çevresinde çok güzel piknik yerleri bulunmaktadır.

————————————————– —
Akgöl manzarası

Karakum YÖRESİ:

Kente 2 km. uzaklıktadır. Sinop yarım adasını çevreleyen yol üzerindedir. Mevcut plajları harika simsiyah kuma sahiptir. Kamu ve özel kişilere ait Oteller, tatil köyü, kafe, restoran, Bungalov tipi evler, kamp, çadır yerleri bulunmaktadır. Sinop halkının yürüyüş parkurudur.
————————————————– —

Karakum Plajı

Bahçeler MEVKİİ:

Şehrin girişinde iç limana bakan kısımda ağaçlarla kaplı kumsalı ve plajı bulunan mesire, piknik, çadır ve alanıdır Kamp. Yanında kamu Kuruluşlarının Sosyal Tesisleri bulunmaktadır.
————————————————– —
MOBİL MEVKİİ:

Gelincik mahallesinin devamıdır. Plajları, otel, motel ve restaurantlarıyla güzel bir tatil yeridir.
—————————————————–

SİNOP TARİHİ

Sinop
Bölgesi: Karadeniz Bölgesi
Yüzölçümü: 11,868 (km2)
Nüfus: (2000) 227,933
Nüfus yoğunluğu: 63 (kişi/km2)
Plaka kodu: 57
Telefon kodu: 368
İlçe sayısı 9

Sinop Şehri, Anadolu ‘nun kuzey yönde uç noktası olan İnce Burun ‘a doğu yönde bağlanan Boztepe Burnu berzahında bir kale-şehir olarak kurulmuş ve tarih boyunca doğu yönde gelişmiştir. Tarih boyunca kale dışına pek taşmayan şehir bir liman kenti özelliği taşır. Berzahın kuzey doğusundaki dış liman fırtınalara açık olduğu ve denizcilik bakımından kullanışlı sayılmadığı halde, Antikçağ ‘da daha çok bu limanın kullanıldığı bilinir. Zamanla kum dolan ve kullanılamaz hale gelen bu limanı berzanın güney-doğusundaki iç limana aynı dönemde bir kanal bağlardı. Bu kanal, Selçuklular döneminde kapatılmıştır.

Yarımadanın güney yönündeki içliman ise rüzgarlara kapalı konumuyla ve sakin deniziyle güney Karadeniz ‘in en önemli limanıydı. Bu özellikleri yüzünden “Akdeniz” ismini almıştır. Tarih boyunca işlek bir liman yaşantısı ve tersane faaliyeti bu limanda gerçekleşmiştir. XIX. Yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze büyük bir kısmı kalmıştır ve yıkıntılarından rekonstrüksiyonu yapılabilir. Şehrin gelişimi sürekli olarak doğu yönde, Boztepe Burnuna doğru olurken, kuzeydeki Akliman ve Anadolu yönünde bir kaç azınlık yerleşmesinden başka bir yerleşim olmamıştır. Doğudaki yarımada ise gittikçe sarplaşmakta, Hıdırlık tepesinde 187 metre yüksekliğe ulaşmakta ve nihayet deniz yönünde dik yarlar ile kuşatılmaktadır. Bu durumda şehrin deniz yönünden ve berzahtan zaptedilmesi imkansız olmaktadır.

Antik çağdan beri parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olan Sinop, bu niteliğini Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüş, ayrıca kale ve tersanesi ile bölgenin en önemli askeri üslerinden biri olmuştur. Bu durumunu Sinop Baskını ‘ndan sonra kaybetmeye başlayan kent, sur dışına güneydoğu yönde azınlık yerleşmeleri ile batıya doğru ise yönetim ve eğitim gibi kamu hizmetleri yerleşmesiyle çıkmıştır. Ulaşım şebekesi olarak Antikçağ ‘dan beri geometrik yapısını koruyan Sinop ‘un ulaşım omurgasını, Boyabat yolu ile bu yolun şehir içindeki devamı olan Sakarya, Cumhuriyet ve Fatih caddeleri oluşturur. Bu eksendeki en önemli dikey bağlantı, Valilik ve Belediye önünden geçen Gazi Caddesidir.

Şehir yerleşiminde, Yeni Mahalle yüksek gelirli memurların, Camikebir Mahallesi zengin tüccar, serbest meslek sahibi ve esnaf ailelerinin, Gelincik Mahallesi ise taşradan yeni gelmiş olanların yerleştikleri alanlardır. Batıda Gelincik, Kuzeydoğuda İncedayı ve Kefevi, doğuda Ada Mahalleri düşük gelirli grupların yerleşim yerleridir.

Sinop adının ilk kez nereden türediği ve son biçimini nasıl aldığı üzerinde çok şeyler söylenmiş, değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bu söylenti ve yazılı yorumlar zamanla çoğalmış, birkaç harf değişikliği ile birbirine benzer sözcükler ortaya çıkmıştır.

Bu adlar kitaplara, dergilere ve gazetelere geçmiş, halk dilinde de konuşulduğuna göre buraya alacağız. Şimdi bunların bazılarını sıralayalım:

1. Sinope Irmak Tanrısı Osopos’un güzeller güzeli kızıymış. Rivayete göre mutlu bir hayatı varmış. Birgün Tanrılar Tanrısı Zeus kendisini görmüş ve o anda aşık oluvermiş. Zeus bu, gönlünü kaptırdığını elde etmek için yapmadığı üçkağıtçılık yokmuş . Ama Sinope, Zeus’un bile başını döndürecek bir güzellikteymiş. Eli ayağı, dili dudağı dolaşmış Tanrılar Tanrısının, Sinope’ye aşkına karşılık her istediğini yapacağını söylemiş. Korku içindeki genç kız, kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız almak istediğini söylemiş heybetli Zeus’a. Tanrılar Tanrısı, sözüne sadık kalmış ve Sinope’yi alıp en sevdiği yerlerden olan Karadeniz’in cennete benzeyen yemyeşil kıyılarına bırakmış. (Yani bugün Sinop ilimizin bulunduğu yere)

2. Sinop’un ilk kez Hititçe Sinova adı ile anıldığını Hitit kaynaklarından öğreniyoruz.

3. Prof. Yusuf Kemal Tengirşenk’in eşi Nazlı Tengirşenk, Sinop Halkevi yayınlarından Dıranaz dergisinde “American Journal of Phylology” adli, David M. Robinson’ın yapıtından çevirilerinde, Sinop adinin Asurların ay ilâhı olan “Sin”den geldiğini bildirmektedir.

4. Bazı kaynaklar Sinop adının ilk söylenişini Sinavur olarak ileri sürmektedir.

5. M.Ö. 200 yıllarında yaşayan Skymnos, şiirlerinde Sinop adının Sinope adlı bir Amazon kraliçesinin adından geldiğini dile getirir.

6. Suyun göğsü anlamında Farsça (Sine-i âb) dan Sınap şekline çevrilmiş ve böyle konuşulmuş deniliyor.

Yukarıda belirtilen yazılı ya da sözlü görüşlere bakılırsa Sinop adında başta (S) harfi ortaktır. İkinci sırada ortak harf (I) seslisidir. Yalnız birinde (E) seslisi vardır. Üçüncü harf (N) hepsinde yine ortaktır. Diyebiriz ki; öteden beri Sinop adında bu (S=I=N) harfleri bugünkü şekli ile yerlerini korumaktadır. Hemen hepsinde (S-I-N) harflerinin sonunda çeşitli ekler görüyoruz.

Sinop, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru en çok sivrilerek uzanmış bulunan Boztepe Burnu ve Yarımadası üzerinde kurulmuştur. 41o 12′ ve 42o 06′ kuzey enlemleri ile 34o 14′ ve 35o 26’ doğu boylamları arasında yer alır.

İlin yüzölçümü 5862 km2 olup il bu yüz ölçümünle %0.8’ini kaplar. Batısı Kastamonu, güneyi Çorum, güneydoğusu Samsun illeri, kuzeyi ise Karadeniz ile çevrilidir. 475 km. uzunluğundaki sınırlarının 300 km.si kara, 175 km.si ise deniz kıyısıdır.

Dağlar denize paralel olarak uzanmış olup, kuzeybatıda yükselen dağlar Merkez İlçe sahillerine 9-10 km yaklaştıkça alçalır ve sahil ovaları meydana getirir. En yüksek tepeler Ayancık’ta Çangal (1.605 m.) ve Boyabat’ta Dranaz ( 1.345 m.)dır.

Boyabat- Durağan yöresindeki Kızılırmak vadisi dışında önemli vadi yoktur. Sinop ve Boyabat düzlükleri en önemli ova benzeri yerlerdir.

Önemli akarsulardan Gökırmak Boyabat ovasını sulayıp Kızılırmak’a karışır. Çatalzeytin, Ayancık, Karasu, Kanlıçay ( Güzelceçay) ve Kabalı çayları Karadeniz’e dökülür.

Şehrin biri kuzeybatısında, biri güneydoğusunda olmak üzere iki limanı vardır. Esas limanı, güneydoğudaki koyda bulunur. Kuzeybatısındaki Akliman ve Hamsaroz Koyu eski devirlerin barınak yerlerindendir.

Nüfusu 214.925 kişidir. (1997 nüfus sayımına göre) ilçeleri : Merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Duragan, Erfelek, Gerze, Türkeli ve Saraydüzü’dür.

Sinop’ta temel yapıyı paleozoik yaşlı başkalaşım kayaçları oluşturur. Boyabat ve Durağan ilçeleri çevresinde yer alan başkalaşım serileri doğu ve güneybatı doğrultusunda geniş bir alana yayılmıştır.

Türkeli-Gerze çizgisinin güneyindeki, üst kretase fliş ve kalkerleri vardır. Bu kesim genellikle kalin kumtaşı, marn ve marnlı kalker tabakalarından oluşmuştur. Ayancık ve Erfelek ilçeleri çevresinde yer alan eosen flişleri, ince tabakalalı, gevşek çimentolu, kumtaşı ve marn oluşumudur. Merkez ilçenin güneybatısında Karasu Vadi’sinde yer alan flişler neojen yaşlıdır. Bunlar, iri taneli konglomeralar ve grelerden oluşmuştur.

Sinop İli’nin batısında ve Gerze’nin kuzeyinde pleistosen yaşlı serilere rastlanır. Buralarda, kumlu ve killi yataklar, geniş alanlar kaplar.

Sinop Burnu’nda (Boztepe) ve Boyabat ilçesi’nin kuzeybatısında volkanik kayaçlar vardır. Bunlar üst kretase yaşlıdır.

Sinop ili genellikle sismik bakımdan aktif bölgeler dışında kalır. Ancak Durağan ve Boyabat ilçeleri I. derece deprem bölgesine girer. Kuzey Anadolu kırık çizgisi üzerinde yer alan Sinop İli genel olarak 4. derece deprem bölgesindedir. İl alanı genellikle II. Jeolojik zaman’da oluşmuştur. Yarımada, volkanik yapılıdır. Sülük Gölü eski bir volkanik kütledir.

Sinop Körfezi, karayla önündeki bir adanın birleşmesi sonucunda oluşmuştur (Tombolo). Bazalt ve andezit lavlarından oluşan bu volkanik serinin üstünde anglomeralar vardır. Bunlara, yarımadanın kuzeyinde ve güneyinde de rastlanır. Güneyindeki tabakaların eğimleri %15-20 arasındadır. Bazalt serilerinin eğimli oluşunun nedeni tektonik hareketlerdir. Bu alan, kretase sonlarında ve bütün neojende alp yükselmelerinden etkilenmiştir.

Yarımadanın batı ve kuzeybatısında 50-60 metre yükseklikte, kuzey ve kuzeybatı yönünde %45 kadar eğimli küçük kalker tabakalarına rastlanır.

Sinop İlinin Turizm Durumu

Sinop, Turizm açısından zengin potansiyel kaynaklara sahiptir. Doğal güzellikler ve tarihi eser yönünden oldukça zengindir. Zengin Orman örtüsü Karadeniz’deki uzun kıyısı, doğal kumsalları, yaylaları, mesire yerleri İl’in başlıca güzellikleridir. Sinop İli sürekli göç veren bir il olduğu için doğasında ve çevresinde hiç bir bozulma olmamıştır.

M.Ö. 4500yıllarından başlayarak günümüze kadar uzanan çeşitli uygarlıkların izlerini taşıyan Kaleler, kaya mezarları, kiliseler, camiler, medreseler, hamamlar, çeşmeler, tabyalar, türbeler, vb.eşsiz tarihi eserlerimiz bulunmaktadır.

Yağmur miktarının diğer illere göre az oluşu, Karadeniz insanının tatil için Sinop’u tercih sebebidir. Ayrıca; Kastamonu, Çorum, Amasya,Samsun gibi çevre illerden Turizm amaçlı gelen kişi sayısı oldukça fazladır. İlin 175 km uzunluktaki kumsallarının 70 km’lik bölümünde, Akdeniz plajlarındaymış gibi rahat ve doğal bir şekilde denize girilebilmektedir.

Son yıllarda İldeki Bakanlığımızdaki Yatırım Belgeli tesislerin bir kısmının inşaatının tamamlanarak hizmete girmesi, Sinoplu’lar tarafından ev pansiyonculuğunun benimsenerek geliştirilmesi, eğlence yeri sayısının ve kalitesinin artması İl Turizminin gelişmesine olumlu katkıda bulunmuştur. Bu konudaki yeni yatırımların teşvik edilmesi, Sinop’un Karadeniz Bölgesinde turizm patlaması yapmasını sağlayacaktır.

Sinop’taki Turistik Alanlar

Akliman Yöresi

Şehrin batısındadır. Kent merkezine 9 km.uzaklıktadır. Kilometrelerce uzunluğunda ve 15-20 metre genişliğinde bir şerit gibi uzanan kumsalı vardır. Millî Parklar Başmühendisliğince düzenlenen Akliman Piknik alanı, her türlü ihtiyaca cevap verecek niteliktedir. Piknik alanında ormanla deniz içiçedir.

Hamsilos Koyu

Yemyeşil ormanı, denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Hamsilos Koyu ve civarı bir doğa harikasdır. İl merkezine ll Km. uzaklıktadır.

Akliman-Hamsilos yöresi Kültür Bakanlığı tarafından 1991 yılında 1.derecede Doğal Sit alanı ilan edilmiştir.

Mobil Ve Korucuk Köyü Mevkiileri

Sakin denizi ve tertemiz kumsalları vardır. Bakanlığımızdan Belgeli tesisler restaurantlar, kamp ve karavan yerleriyle geniş bir hizmet alanı sağlamıştır. İl Turizminin en yoğun olduğu çevredir.

Sarıkum

Deniz, orman ve göl ve çöl bir aradadır. Çeşitli av hayvanları vardır. Orman Genel Müdürlüğünce Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir. İl Merkezine 21 Km.uzaklıktadır.Eko Turizm açısından değerlendirmek üzere gerekli çalışmalar devam etmektetir.

Karakum

İl Merkezine 2 Km.uzaklıktadır. Sinop Yarımadası’nı çevreleyen yol üzerindedir. Adını ince simsiyah volkanik kumundan almıştır.
Kamu ve özel kişilere ait otel, tatil köyü, kafe, restaurant, bungalow tipi evler, karavan ve çadır yerleri bulunmaktadır.

Akgöl

Ayancık İlçesindedir. Yayla turizmi merkezidir. Ayancık-Boyabat asfaltının 40.km.sinden 5 km. içeridedir. Yapay gölet ve çevresi gür ormanlarla kaplıdır. Günü birlik piknik ve mesire alanı olarak kullanılmaktadır.

İnaltı Mağarası

Ayancık ilçesindedir. Akgöl’e 6 km. uzaklıktadır. İnaltı Mağarası’nın İl Turizmine kazandırılabilmesi için l995 yılı sonunda Turizm Bakanlığı tarafından proje çalışmaları için 1.952.500.000.TL. ödenek gönderilmiştir.

2001 Yılında Mağarada öncelikle aydınlatma, Elektrik isale hattı, çevre düzenlemesi, yol çalışmaları ile ilgili projeler hazırlanmıştır. Şu ana kadar 20 milyarı Turizm Bakanlığı’ndan olmak üzere 65 milyar lira harcanarak, mağara içi aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.2004 yılında 65.000 YTL ile Jeneratör,Büfe ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Ayancık’tan mağaraya ulaşım yolu için proje hazırlanmış ve ödenek istemiyle Turizm Bakanlığı’na gönderilmiştir. Mağara içi yürüyüş yollarının projesi hazırlanmış, gerekli yardım talebimiz Bakanlığa iletilmiştir. Mağara bu haliyle halkın ziyaretine açılmıştır.

Erfelek Tatlıca Şelaleleri

İl merkezine 42 kilometre uzaklıkta, Erfelek İlçesi Tatlıca Köyü sınırları içersindedir. Aynı vadi içinde art arda sıralanmış 28 irili ufaklı şelaleden oluşmuştur. Bu özelliğiyle Dünyada benzeri yoktur. Dar ve 2 km uzunlukta bir vadi içinde, şelaleler kenarında, kayın ormanları içinde yapılacak 2 saatlik yürüyüş oldukça zevkli ve heyecanlıdır. Doğal sit alanı olan bölgede trekking, piknik, gezi ve av turizmi olanakları sağlanmaktadır. Bölgede yeme içme, haberleşme ve kamp çalışmaları ile ilgili iyileştirme çalışmaları devam etmektedir.

Turizm Merkezleri

1-Sinop-Ayancık-Akgöl Turizm Merkezi

20 Eylül 199l tarih ve 20997 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Ayancık-Boyabat asfaltının 40.Km.sinden 5 Km.içeridedir.

2-Sinop-Gerze Kozfındık-Bozarmut Yaylası Turizm Merkezi

20 Eylül 199l tarih ve 20997 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Gerze İlçesine 47 km. uzaklıktadır.

3-Sinop-Türkeli-Kurugöl Turizm Merkezi

20 Eylül 1991 tarih ve 20997 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Türkeli İlçesi’ne l2 Km. uzaklıktadır.

Turizm merkezleri ile ilgili olarak ilan kararı dışında hiçbir çalışma yapılmamıştır. Acilen master planlarının ve uygulama projelerinin Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanması gerekmektedir. Bakanlıkla yapılan görüşmelerde Turizm Merkezlerinin kadastro çalışmalarının tamamlanması istenmiştir.

Tarihsel Ve Kültürel Çevre

Birçok medeniyetlerin gelip geçtiği Sinop’ta tarihi, kültürel ve arkeolojik değerlerle tabii güzellikleri bir arada görmek mümkündür.

Sinop Müzesi

Şehrin Merkezinde bulunmaktadır. Sinop kazılarında ve çevresinde bulunan eserler sergilenmektedir. Müzede Prehistorik, Herenistik, Roma, Bizans, Etnografik eserler ile Sinop çevresinde toplanmış ikonalar bulunmaktadır.

Sinop Kalesi

M.Ö.7.yy.da şehri korumak amacıyla yarımada’nın üzerinde kurulmuştur. Roma,Bizans ve Selçuklular döneminde onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde bir bölümü hala ihtişamını korumaktadır. 2050 m. Uzunluğu, 25 m. Yüksekliği, 3 m. Genişliği ve iki ana giriş kapısı bulunmaktadır.

Balatlar Kilisesi

Roma çağında tiyatro ya da hamam olarak kullanıldığı düşünülen bu yapı, 7.yy.da Bizanslılar tarafından kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. İç kısmındaki fresklerin bir bölümü durmaktadır. Mülkiyeti özel şahsa ait olan yapı Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2000 Yılında Kamulaştırılarak gerekli bahçe düzenlemesi yapılarak halkın ziyaretine açılmıştır.

Alaaddin Camii

Sinop’un fethinden hemen sonra yapılmıştır. Selçuklu dönemi eseridir. Büyük bir avlunun güneyinde yer alır. Dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. Avlunun ortasında bir şadırvan, bir köşede de İsfendiyar oğulları’nın türbeleri bulunmaktadır.

Paşa Tabyası

Sinop yarımadası’nın güney doğusunda l9.yy.da Osmanlı-Rus savaşları sırasında denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yapılmıştır. Yarı ay şeklindedir. 11 top yatağı, cephanelik ve mahzenlerden oluşmaktadır. Paşa Tabyası yeme içme tesisi olarak hizmete açılmış olup İlimiz turizmine hizmet vermektedir. Diğer bir tabya da Korucuk Tabyası’dır. Bu Tabya özel şahsın mülkiyeti içindedir.

Eski Sinop Cezaevi – Eski Sinop Tersanesi

Cezaevinin bulunduğu alan Osmanlıların Karadeniz’deki en büyük tersanesiydi. Cezaevi iç kalenin içinde eski tersane alanında yapılmıştır. 1887 yılından beri cezaevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Etrafı yüksek kale bedenleriyle çevrilidir. Bu özelliğinden dolayı mahkumların kaçışını imkansız kılmıştır. Şu an Sinop Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğüne tahsisli olan eski Cezaevi Müze olarak ziyarete açıktır. 2004 yılında 40 bin kişi ücretli,5 bin kişi ücretsiz ziyaret etmiş olup,40.000 YTL gelir elde edilmiştir.

Şehitlik

Sinop Müzesi bahçesinde olan şehitlik, 1853 Osmanlı-Rus Savaş’ında Sinop Limanı’nda şehit olan denizcilerimiz için yaptırılmıştır. Şehitliğin altında şehit denizcilerimizin kemikleri bulunmaktadır.2004 Yılında Sinop Valiliğince halkın dinlenmesi amacıyla bahçe düzenlemesi yapılmıştır.

Şehitler Çeşmesi

Tersane çarşısındadır. 1853 Osmanlı-Rus Savaş’ında şehit düşen denizcilerimizin ceplerinden çıkan paralarla yaptırılmıştır. Ayrıca İl genelinde çok sayıda cami, türbe, medrese, kaya mezarı vb. gibi görülmeye değer tarihi eserler mevcuttur.

Özel İdare Karakum Tatil Köyü, Gazi Orman Kampı, Belediye Yuvam Tesisleri, Güney Kamping, Akliman yöresindeki Martı Kamping, Demirkollar Kamping çadır ve karavan turizmine uygun yerlerdir. Her türlü hizmet verilmektedir.

Av Turizmi

Avcılık

İl ve ilçelerdeki ormanlık alanlarda her mevsim kurt, çakal, yaban domuzu avlanmaktadır. Yine mevsimine göre yaban ördeği, yaban kazı, çulluk, bıldırcın avlanmaktadır. Av turizmiyle ilgili olarak Orman Bakanlığı’ndan gerekli izin alınmıştır. 2002 yılının ekim ayında av turizmi faaliyetlerine başlanacaktır.

Balıkçılık

İl Merkezi ile sahil ilçeler Ayancık, Gerze ve Türkeli’de küçük ve amatör balıkçılardan başka büyük tekne, gırgır ve trolcular tarafından balıkçılık yapılmaktadır. Ilde ayrıca olta balıkçılığı için uygun alanlar bulunmaktadır. Konuyla ilgili etüd çalışmaları yapılmaktadır.

Sinop Yemekleri:

Yöredeki kültürel çeşitlilik beslenme biçimini de etkilemiştir. Beslenmede tahıl ürünleri ağırlıktadır. Kış sebzelerinin çokluğu da mutfağı zenginleştiren bir etmendir. Kestane, ayva gibi meyvelerden yemeklik olarak da yararlanılır.

Yörenin yemekleri; nokul (üzümlü cevizli, kıymalı, yoğurtlu), pilaki, mısır pastası, kaşık çıkartması (mamalika), keşkek yemeği, içi etli hamur (kulak hamuru), ıslama, mısır çorbası, mısır tarhanası, sirkeli pırasa, içli tava, katlama, kabak millesi, hamursuz tatlısıdır.

Mısır Çorbası : Çorbalık mısır ve barbunya akşamdan soğuk suyla ıslatılır. Soğan kavrulur, kemikli et eklenir. Bu kavrulan karışıma ıslatılmış mısır ve barbunya da konur. Üzerini kapatacak kadar soğuk su eklenerek kısık ateşte pişirilir.

İçli tava : Hamsiler ayıklanır, kılçıkları da çıkarılır. Diğer tarafta soğanlar kavrulur, pirinç eklenir ve pirinç de biraz kavrulur. Tuz, karabiber ve şeker de eklenerek üzerini kapatacak kadar su konularak pişirilir. Pilav suyunu çekince maydanoz, dereotu, nane konularak demlenmeye bırakılır. Sırtları unlanan hamsiler yağlanmış tavaya sırtları gelecek ve tavanın her yerini kapatacak şekilde dizilir. Dinlenmiş pilav bunun üzerine dökülür ve yerleştirilir. Kalan hamsiler pilavı tamamen kapatacak şekilde dizilir. Kısık ateşte çevire çevire pişirilir. Altı piştikten sonra ters yüz yapılarak üst tarafı pişirilir.

İçi Etli Hamur (Kulak Hamuru) : Yumurta, tuz ve suyla sert bir hamur yoğurulur ve pazılara ayrılır. Oklavayla yeterince incelikte açılır ve orta büyüklükte karelere bölünür. Karelerin içine kıyma, soğan, tuz ve karabiberden oluşan karışımdan konur. Üçgen şeklinde katlanarak uzun uçları biraraya getirilir. Katlanan mantılar kaynayan tuzlu suya atılır. Bir iki taşım kaynadıktan sonra pişip pişmediği kontrol edilerek tencerenin altı kapatılır ve yapışmaması için üzerine soğuk su dökülür. İki ayrı tabağa alınan mantılardan birinin üzerine sarımsaklı yoğurt, diğerine de ceviz serpilir. Üzerlerine kızdırılmış tereyağ dökülür.

Nokul : Un, su, tuz karışımıyla kulak memesi yumuşaklığında mayalı bir hamur yoğurulur. Orta büyüklükte pazılara bölünür, oklavayla açılır. Diğer tarafta ince doğranmış soğanlar yağla sararıncaya kadar kavrulur. Kıyma, karabiber ve tuzla içi hazırlanır. Açılan yufka yağlanır, üzerine hazırlanan içten bir miktar konup dağıtılır ve yufka içle birlikte rulo şeklinde yuvarlanır. Kızdırılmış ve yağlanmış tepsiye nokullar döşenir ve pişirilir. İç malzemesi olarak üzüm ceviz karışımı ya da süzme yoğurt da konulabilir.

İLÇELER:

Sinop ilinin ilçeleri; Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gezde, Saraydüzü ve Türkeli’dir.

Ayancık : İl merkezine 62 km. uzaklıkta, ilin batısında yer alır. Gezip görülecek yerler arasında, İstefan Kaya Mezarları, Ayancık Kilisesi, İstefan Sulu Kilise, Demir Yolu, Çamurca Plajı, Akgöl, Ayancık Çamlığı, Ayancık Çarşı Camii, Yalı Hamamı bulunmaktadır.

Boyabat : İl merkezine 94 km. uzaklıktadır. Gezip görülecek yerler arasında Boyabat Kalesi, Salar Köyü Kaya Mezarı, Göynühören Köyündeki Ambarkaya Mezarı, Dodurga Köyündeki Resimli Kaya, Arımkaya Tüneli ve Kaya Mezarı bulunmaktadır. Kalebağı, Topalçam, Bürnük piknik yerleridir.

Durağan : İl merkezine 121 km. uzaklıktadır. Tarihi itibariyle çok eskilere dayanır. Gezip görülecek yerler arasında, Durakhan (Kervansaray), İsmail Bey Cami, Yağbasan Türbesi, Ambarkaya Mezarı, Terelek Kaya Mezarı, Buzluk Mağarası bulunmaktadır.

Saraydüzü : İl merkezine 115 km. uzaklıktadır. Önceki adı Kızıloğlan ilçenin adı daha sonra Saraydüzü olarak değiştirilmiştir.

NASIL GİDİLİR?

Karayolu: Otobüs Terminali kent merkezindedir.

Otogar Tel : (+90-368) 260 03 04

Denizyolu: Sinop Limanının kent merkezindedir .

Liman Tel : (+90-368) 261 71 55

Deniz Şubesi Tel : (+90-368) 261 59 05

Havayolu: Sinop Havaalanının kent merkezine uzaklığı 8 km.dir. Ulaşım, dolmuş veya taksilerle yapılmaktadır.

Havaalanı Tel : (+90-368) 271 44 55

SİNOP ŞEHİDİNE AĞLIYOR.

TEZKERESİNE 70 GÜN KALA ŞEHİT OLDU

Siirt’in Pervari ilçesinde teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 6 güvenlik görevlisinin şehit düştüğü ve şehitlerimiz içersinde Sinop Boyabat Darıözü Köyünden Jandarma Er Ömer DURSUN’ unda olduğunu derin bir üzüntü içersinde öğrenmiş bulunmaktayız. Tüm Şehitlerimize Allahtan rahmet, ailelerine başsağlığı dileriz. Çatışmada yaralanan 11 evladımızada açil şifalar dileriz.
————————————————

Sinop boyabat darıözü köyü nufusuna kayıtlı 90/3 tertip ÖMER DURSUN olduğu belirtildi.
– – – – – – – – – – – – – –

SİNOPLU ŞEHİT ASKERİ UÇAKLA SİNOP’A GETİRİLİYOR.

Bitlis’te şehit edilen Jandarma Ömer Dursun’un cenazesinin Diyarbakır’da yapılacak tören ardından bu gün akşam saatlerinde askeri uçakla Sinop’a getirilmesi bekleniyor

İstanbul Şehidine AğlıyorSiirt’in Pervari ilçesine bağlı Belenoluk köyü karakoluna PKK’lı teröristlerce yapılan saldırı sonucu çıkan çatışmada şehit olan 6 askerden biri olan Jandarma Er Ömer Dursun’un İstanbul’da yaşayan ailesine acı haber ulaştı. Haberi alan aile memleketleri Sinop’boyabat’a gitti.

Siirt’in Pervari İlçesi Belenoluk Jandarma Karakolu’na PKK’lı teröristler tarafından uzun namlulu silahlarla düzenlenen saldırıda şehit olan Ömer Dursun’un evine ateş düştü. Şehit asker Ömer Dursun’un tezkeresine 70 gün kaldığı öğrenildi.

Şehit Ömer Dursun’un ağabeyisi Bayram Dursun, kardeşiyle en son 5 gün önce telefonda konuştuğunu ve kendisinin iyi olduğunu söylediğini belirtti.

Siirt’te şehit olan Ömer Dursun’un Kağıthane’de bulunan evine ateş düştü. Şehit asker Ömer Dursun’un tezkeresine 70 gün kala şehit olduğu öğrenildi. Babasını 2 yaşında kaybeden Dursun’un teskeresini hemen almak için hiç izin yapmadığı, mesleğinin ise yufkacılık olduğu belirtildi. Acı haberle yıkılan şehidin annesi Gülizar Dursun’un gözyaşlarına boğulurken, şehitin ailesi evlerinin balkonuna Türk bayrağı astı.

KAĞITHANE BELEDİYE BAŞKANI KILIÇ: BAŞIMIZ SAĞOLSUN VATAN SAĞOLSUN
Şehidin evine gelen Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, şehit Ömer Dursun’un annesi ve kardeşlerine başsağlığı diledi. Kılıç çok üzgün olduğunu belirterek, “Aile de çok üzgün, biz de çok üzgünüz tüm şehitlerimize rahmet diliyoruz. İnşallah biran evvel bu problemin tamamen ortadan kalkmasını diliyoruz. Bununla ilgili her türlü çalışmada yapılıyor sayın başbakanımız tarafından. Hem yurtiçinde hem yurtdışında önemli çalışmalar yapıyor. Çok üzücü bir durum, dua ediyoruz aşılacak inşallah. Cenaze yarın Sinop’ta defnedilecek. Başımız sağolsun vatan sağolsun” dedi.

“KARDEŞİMLE EN SON 5 GÜN ÖNCE KONUŞMUŞTUM”

Şehit askerin 23 yaşındaki ağabeyi Bayram Dursun acı haberi sabah 06.00’da öğrendiklerini belirterek, “En son kardeşimle 5 gün önce konuşmuştuk. Ömer’in askerliğinin bitmesine 70 gün kalmıştı. En son ben ve ağabeyim telefonda konuştuğumuzda ‘iyiyim’ diyordu. Karakolda nöbetteydi konuştuğumuzda, bir sıkıntısı yoktu” şeklinde konuştu. Şehit Ömer Dursun’un cenezesinin yarın öğle namazından sonra Sinop Boyabat Darıözü Köyü’nde defnedileceği öğrenildi.

SİNOP CEZAEVİ VE ÜNLÜ MAHKUMLARI

Sinop Cezaevi
Sinop Tarihi Cezaevi ve Ünlü Mahkumları

Sinop İli, Merkez, Kaleyazısı Mahallesi, Cumhuriyet Sokağıında hazineye ait 1 pafta, 59 ada, 54 parsel no. lu ve 10247.74 m2. Yüzölçümlü tarihi Bölge Kapalı Cezaevi ve Çocuk Islahevi, Sinop kalesinin güney batı ucunda kalan iç kale içinde yer almaktadır. Cezaevi 06 Aralık 1997 tarihinde boşaltılmış ve 02 Ağustos 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı’na tahsis edilmiştir.

Sinop Kaleleri ilk defa M.Ö. 2000’de yaşayan yerli kavim Gaşkalılar zamanında kurulmuş, Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlılar devrinde büyütülerek onarılmıştır. Iç Kale adi verilen hapishanenin bulunduğu alan ise 03 Ekim 1214 yılında Sinop’u zapteden Selçuklu Sultani Izzeddin Keykavus tarafindan, ana kalenin kuzeyden güneye inen dik bir surla kesilmesi ile meydana getirilmiştir. Enine ikinci bir duvar ile iki bölüme ayrılan iç kalenin güneyde kalan kısmı 9500 m2.’lik alanı kapsamaktadır. Sinop Hapishanesi bu alanda kurulmuştur. Surlar ve kalenin yapım şekli buranın hapishane zindan olarak kullanıldığına ilişkin kanıtlar veriyor.

Hapishaneyi çevreleyen iç kale 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yükseldiği denize hakim güney beden 22 metre ve surların yüksekliği 18 metredir. 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde iç kaleyi bir uçtan bir uca kadar gezebilme imkanı veren yollar muhafizların gezi yolu olarak kullanılmıştır.

Üzerlerinde değerli tarihi bilgiler bulunan kitabeleri ile bu gün sapa sağlam ayakta duran ve eski zindan özelliğini yitirmeyen ve bazıları kullanılabilir durumda olan Burçlar bu hali ile görülmesi gerekli kültür varlıklarımızdandır. İç kaleyi oluşturan beden ve burçların yapımında Antik devir mimarisine ışık tutacak bol miktarda mimari parçalar kullanılmıştır.

Duvar Selçuk Kitabelerinin yanında, bünyesinde taşıdığı mimari parçalar ile de bir açık hava müzesi görünümündedir.

Arkaik devrin, mabetlerinde görülen metop parçaları klasik devirden arşitrav parçaları, iyonik sütun başlıkları, sütun kaideleri duvarlara adeta teşhir edilmek üzere konulmuş parçalar gibidir.

Selçuklular zamanında tersane olarak kullanılan iç kale Osmanlılar zamanında da kullanılmış, zamanın en mükemmel harp gemileri yapılmıştır.

Kültür Bakanlığına devri yapılan tarihi cezaevinin; Sosyal Etkinlikler Alanı, Galeriler, Konferans Salonu, Tanıtım Salonu, Satış Reyonu, Kafeterya gibi fonksiyonlar kazandırılarak “Kültür Kompleksi” halinde halkın hizmetine sunulması düşünülmektedir.

Prof. Mahir AYDIN’ın Kaleminden Tarihî Sinop Kale Cezaevi
Dünyada, cezaevinin ünüyle anılan şehirlerin sayısı çok azdır. Ama hiçbiri, Sinop Cezaevi kadar tarihsel derinliğe sahip değildir. Bunun bir çok nedeni olsa da, kentin coğrafi konumu, bunda sanırız en önemli etken olsa gerek. Çünkü Sinop, Uygarlıklar Ülkesi Anadolu’nun “yalnız kenti”dir. Orta kuşakta bulunmasına karşın, Karadeniz’e bir “kısrak başı” gibi uzanır. Bu konum ona, özel bir güzellik katarken, aynı zamanda ideal bir Koloni Kenti de yapar. İlkçağın Koloni Kentleri üzerinde, her zaman bir sis perdesi vardır. Onların tarihsel derinliğine dair elde ettiğimiz bilgiler, çok belirgin değildir. Buna karşın, kale duvarları ile korunan, daha çok küçük yerleşim alanları olduklarını görüyoruz. Ve bu ölçekte Sinop’un, MÖ. 6.500’e kadar indiğini biliyoruz. Sinop Kalesi, günümüzden 4.000 yıl önce, bölgeye egemen olan Gaskalılar tarafından yapılmıştır. Kale, kentin konumundan dolayı önemini hiç kaybetmemiş ve hatta onu, bir Kale Kent bile yapmıştır. Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar, gerekli ilaveler yaparak, onu değerlendirmişlerdir. Ama kalenin ana plandaki boyutları, MÖ. 72’de Pontus Kralı Mithridates Eupatur döneminde şekillenmiştir.

Sinop’un Türkler tarafından alınması, 1214 yılında Anadolu Selçukluları dönemine rastlar. Sultan İzzettin Keykavus, kaleye kuzey-güney yönünde paralel bir sur ekleyerek, İç Kale’yi meydana getirmiştir. Ayrıca enine örülen bir duvar ile de, bu İç Kale ikiye bölünmüştür. Güneyde kalan ve 9.500 m²lik bu kısım, bugünkü Tarihi Sinop Cezaevi’nin kullanım alanını oluşturacaktır. Sinop Kalesi’nin bir cezaevi olarak kullanılmasına ilişkin elimizdeki en eski kayıt, 1568 tarihlidir. Bu dönemin çok sayıdaki ayaklanmalarının birinde, İbrahim ve Mehmet adlı iki suhtenin, yağmacılık suçuyla, kalede hapsedildiğini görüyoruz.

Çeşitli tarihlerde Sinop’a uğrayan gezginler, Kale’ye değinmeden geçmemişlerdir. Örneğin Evliya Çelebi, bu kenti 1640 yılında anlatırken şu gözlemlerde bulunur: “Kale düz bir yerde kurulmuş olup, iki
taraftan dalgalar döver. Dikdörtgen biçimindedir. Hapishaneyi oluşturan İç Kale, 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yüksekliği 22, duvarlarınki 18 metredir. İç Kale’yi çepeçevre kuşatan duvarlar 3 metre kalınlığında olup, muhafızlar için devriye yolu özelliğindedir.” Yine Evliya Çelebi, çok renkli ama biraz abartılı üslubuyla, Sinop Cezaevi’ni şöyle anlatır: “Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.” Evliya Çelebi’nin anlattıklarında gerçek payı çoktur. Deniz kenarında olduğu halde, denizi göremeyen mahkumlara Sabahattin Ali, 1933’te şöyle seslenecektir: “Görmesen bile denizi / Yukarıya çevir yüzü.” Öyle ya, burada mahkumların dünyasına dışarıdan katılan yalnızca iki şey vardı: Özgürlükten uçarak gelen martılar ve bahçe duvarında kendiliğinden açan kır çiçekleri… Çünkü o dönemde, Sinop Cezaevine “girilir, ama çıkılmaz”dı. Nemden kibritin bile yanmadığı bu mekanda, mahkumlar çürümek ve ceza sürelerini tamamlayamadan ölmekle, karşı karşıya kalırlardı.

Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus, kalenin güneyine 5 adet burç yaptırmış ve her birine komutanlarının adlarını vermiştir. Bu burçlar, kale bir cezaevine dönüşmeden önce, zindan olarak kullanılmıştır. Kale burçlarının kendisi gibi kitabeleri de, günümüze kadar ulaşmıştır. Bu “eski zindan” yaklaşık 800 yıllık geçmişi ile, Anadolu’daki en eski kültürel varlıklarımızdan birini oluşturur. Tarihte çeşitli devletler, kendi mimari tarzını yükseltirken, önceki uygarlıkların işlenmiş taş malzemesini, amaçlarına uygun olarak kullanmışlardır. Bir örneğini İstanbul Beyazıt’taki Patrona Hamamı’nda gördüğümüz bu uygulama, doğaldır ve yadırganmamalıdır. Burada da, İç Kale’nin duvar ve burçlarının yapımında, Selçuklu öncesine ait uygarlıkların taş malzemesi kullanılmıştır. Üzerlerinde Grekçe ve Latince yazıların okunabildiği bu taşlar, kendi dönemlerinin önemli “tarih kayıtları” olarak karşımızda durmaktadır. Çeşitli sütun başlıkları ve kesme taşlardan oluşan bu parçalar, Selçuklu mimarisinin katkılarıyla birlikte, daha da önem kazanmaktadır.

Uzun süre tersane ve zindan olarak kullanılan İç Kale, 1887 yılında Cezaevi’ne dönüşmüştür. Bu konuda İstanbul’dan görevlendirilen Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa, amaca uygun olarak, önemli düzenlemeler yapmıştır. Buna göre, iki kat üzerine, kesme taştan ve sık pencereli olarak yapılan cezaevi, “U” biçiminde tasarlanmıştır. Ayrıca, mahkumlar tarafından kullanılmak amacıyla tek kubbeli bir hamam yapılmıştır. Tarihi Sinop Cezaevi’nin “konuk” listesi, her dönemde kabarık olmuştur. Konuklar arasında, 1713’te Kırım Hanı Devlet Giray’dan başlayıp, 1932’de Sabahattin Ali’ye kadar, bir çok ünlüyü sayabiliriz. Farklı milliyet ve bölgeden gelen mahkumlar nedeniyle cezaevi, deyim yerindeyse “Nuh’un Gemisi”ni andırıyordu. Buna, Sinop’ta zorunlu ikamete tabi tutulanlar dahil değildir.

Kaçmanın imkansız olduğu bu cezaevinde, geçen yüzyılın başında güzel bir uygulama başlatılmıştır. Mahkumlara el sanatları öğretilmiş ve marangozluk, kuyumculuk ve oymacılık gibi sanatlarla, üretime yöneltilmiştir. Böylece üretilen eşyalar dışarıya satıldığı gibi, mahkumlar da el emeklerinin karşılığını almıştır. Daha da önemlisi, “zaman yükü”nün ağırlığı hafifletilmiştir.

Cezaevinin girişi, geniş merdivenli ve rahat bir plana sahiptir. Sırtını batı duvarına vermiş avluya açık olan binada 28 oda vardır. Yakınında aynı yüzyıla ait taş hamam bulunmaktadır. Küçük fakat sevimli bir mimarisi olan hamam, orijinal özelliğini aynen korumaktadır. Hamamın girişinde ılıklık ve ona bitişik 5 adet kurnası bulunmaktadır. Sonradan yapılan değişimle, kurna sayısı 7’ye çıkarılmıştır. Dikdörtgen planlı ve tonoz kubbeli bir sıcaklık bölümü bulunmaktadır. Kubbenin küçük cam pencerelerinden aydınlanan, sıcaklık kısmında göbek taşı yoktur. Alt katta, zeminden aşağıya merdivenle inilen ve kesme taşlı kapısı olan külhan bulunmaktadır. Cezaevinin, duvarla ikiye ayrılan İç Kale’nin kuzeyindeki bölmede, 1939 yılında 2 katlı ve 9 koğuşlu, ikinci bir taş bina yapılmıştır. Çocuk Cezaevi olarak kullanılan bu binanın mimarisi, eskisine uygundur. Ama 1996’da “E-Tipi Kapalı Cezaevi”nin yapılmasıyla, Sinop’taki hükümlü ve tutuklular buraya taşınmıştır.
———————————————–
Bugün Tarihi Sinop Cezaevi, artık bir turistik gezi alandır ve geçmişte yaşadıklarından uzaktadır. Ve yüzyılların yükünü üzerinden atmak istercesine, olanlara kayıtsız. Yalnızca, hayret dolu bakışlarla, kendini tanımaya çalışan turistleri ağırlıyor. Bu haliyle, mutlu da görünüyor. Bizim bu konuda bir çabamız var. Fransa’nın Bastil Hapishanesi’nden çok daha eski olan Tarihi Sinop Cezaevi’ne, UNESCO’nun koruması altında, “Dünya Mirası” kimliği kazandırmak. Bu konuda bize katılır mısınız?

Bu Bölüm Prof.Dr Mahir AYDIN Tarafından Kaleme Alınmıştır.
———————————————–
Sinop Cezaevinde Yatan Ünlüler
Refik Halit Karay : 12 Haziran 1913’de Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi ile başlayan ve bu suikasti takiben “İttihat ve Terakki karşıtı” olması sebebiyle İstanbul dışına sürülüyor. 1913 – 1918 yılları arasını Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik’te geçiriyor.

Mustafa Suphi : İttihatçı rejimin hak düşmanı niteliğini haksız savaş yaklaşımlarını eleştiren yazıları nedeniyle Şevket Paşanın öldürülmesi bahane edilerek 1913 yılında 15 yıl mahkumiyetle Sinop’a sürülüyor. 1914 yılında bir kayıkla Rusya’ya kaçmıştır.

Ahmet Bedevi Kuran : 1884 – 1966 yılları arasında yaşamıştır. 1913’de önce Bodrum’a daha sonra Sinop’a sürülmüş, buradan Sivastopol’a kaçmıştır.

Refii Cevat : 1890 – 1968 yıllarında yaşamıştır. Alemdar gazetesindeki yazıları sebebiyle 1913’de Sinop’a sürülmüştür.

Hüseyin Hilmi : 1910 yılında Osmanlı Sosyalist Fırkası kurucuları arasında yer alan Hüseyin Hilmi 1913’de Sinop’a daha sonra Çorum ve Bâla’ya sürülür. 1923 yılında öldürülür.

Burhan Felek : Çok kısa bir süre Sinop’ta sürgün kalmıştır.

Osman Cemal Kaygılı : 1913 sürgünlerindedir.

Celal Zühtü Benneci : (Teyyareci Celal)

Sebahattin Ali : 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 yılları arasında önce Konya sonra Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldı. Edip Akbayram’ın söylediği Aldırma Gönül şarkısının sözlerini burada yazmiştır.
Aldırma Gönül
———————————————–
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allaha
Görecek günler var daha;
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter;
Ceza yata yata biter;
Aldırma gönül, aldırma
Sabahattin Ali
———————————————–
Kerim Korcan : 1918 doğumlu – 1938 Harp Okulu davası sonucu 10 yıl Sinop Cezaevinde kalmıştır.

Osman Deniz : Talat Aydemir hareketindeki önemli isimlerden biridir. Kurmay Yarbaylık görevini sürdürürken 22 Şubat 1962 olaylarına karışması nedeniyle emekliye çıkarılır. 21 Mayıs 1963 eyleminde öncülük yaptığı gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırılır. Cezası müebbete çevrilerek 26.06.1964’te kesinleşen cezası nedeniyle Sinop’a gönderilmiş, 1974 affında çıkmıştır.

Zekeriya Sertel : Gazeteci yazar 1925 yılında Resimli Ay dergisindeki yazılarından ötürü İstiklâl Mahkemesi tarafından üç yıl süreyle Sinop’a sürgün edilmiştir.

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın da Sinop Cezaevinde kaldığı söylenmekle birlikte bu konuda kesin bir belge yoktur.
———————————————–
Zindandan Mehmete Mektup

Zindan iki hece. Mehmed’im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı?.. Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli…
Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

Müdür bey dert dinler, bugün “maruzat”!
Çatık kaş… Hükümet dedikleri zat…
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem…
Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…
Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan, sen seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler
Duvarda, başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler…
Duvar, katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger… Beynimi içtin

Sükut… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir…
Istersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden, kader bu, emir…
Garip pencerecik, küçük daracık;
Dünyaya kapalı, Allah’a açık

Dua, dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
Iplik ki incecik, örer boşluğu
Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
Karanlığında nur, yeniden doğuş…
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

Necip Fazıl Kısakürek

AYANCIK’DA GEZİLECEK YERLER

ayancık çamurca plajı.

ayancık inaltı mağarası.

ayancık inaltı mağarası.

ayancık inaltı mağarası.

ayancık inaltı mağarası.

ayancık akgöl

ayancık akgöl

ayancık sahili.

Ulaşım

Karayolları : Batıda ; Türkeli, Çatalzeytin ve Abana İlçeleri üzerinden Zonguldak ve Kastamonu İlleri ile, Doğuda; Sinop üzeri Samsun, Güneyde; Taşköprü İlçesi üzerinden Kastamonu ile Boyabat İlçesi üzerinden Çorum ve Amasya İlleri ile devlet karayolları bağlantısı bulunmaktadır.

Ayancık-Sinop sahil devlet karayolu 55 km, Ayancık-Boyabat (Sakız) karayolu 56 km. Ayancık-Türkeli karayolu 36 km dir.

Deniz Yolları : Karadeniz ile 22 km. lik deniz kıyısı olup,İstefan (Çaylıoğlu Köyü)’ da bulunan liman ve ilçe merkezindeki iskele vasıtası ile küçük deniz motorları teknelerle ulaşım sağlanır. Sinop İl merkezindeki liman vasıtasıyla feribot seferlerinden gerekli ilave düzenleme çalışmalarının bitimine müteakip yararlanılabilecektir.

Konaklama

Apart Otel: Yalı Mah. Gazhane Cad. No:51 Tel: 0 (368) 613 1137

Saymoz Otel: Yalı Mah. Ömer Seyfettin Cad. No:1 Tel: 0 (368) 613 1154 – 0 (368) 613 1039

Karahan Otel: Yalı Mah. Gazhane Caddesi No: 49 Tel: 0(368) 613 19 74 – 613 10 87

Gökay Aile Pansiyonu: Yukarı Erkengüne Mevkii Tel: 0 (368) 613 24 34 – 613 27 93

Kuğu Yalısı Tatil Köyü: Ünlüce Köyü, Hulu Yalısı Mevkii Tel: 0(368) 613 25 92

Ayancık Öğretmenevi Misafirhanesi: Tarihi Askerlik Şubesi karşısında, Hakan Ünsal Caddesinde. Tel: 0 (368) 613 24 11 – 613 29 16
—————————————————- Çangal Dağı

Ayancık’ın en güzel mesire yerlerinden biridir. Harika çam ormanları, rengarek çiçekleri, temiz havası yörenin özellikleri arasındadır. Akgöl yaylasıda burda yer almaktadır.Dört mevsim ayrı bir güzelliği vardır.
————————————————

Akgöl

Ayancık ilçesinin güneyinde Ayancık-Kastamonu yolunun 31.km’sinde, yoldan 5km içeride bulunan Akgöl, 1200 metre yüksekliktedir. Etraftaki sık köknar ormanları içinden akan iki çayın birleşerek oluşturduğu göl ortalama 3 dönümlük alanı kaplamaktadır. Gölün yanında orman işletmesine ait bir tesis bulunmaktadır. Günü birlik piknik için uygun olan göl civarındaki orman içlerinde piknik masaları ve ızgara yerleri bulunmaktadır. Çevre ormanlarda yaban domuzu, ayı, kurt, çakal ve tavşan gibi av hayvanları mevcuttur. Akgöl’e ulaşmak için inilen 5km lik yol stabilize olup buradan da İnaltı bölgesine dogru yol devam etmektedir. Bu yol üzerinde bulunan Alabalik Tesisleri, İnaltı Mağarası; safari ve yürüyüşler için de müsaittir. Kış mevsiminin uzun geçtigi bölgede küçük kayak pistleri, yayla , av ve dağ turizmine yönelik tesisler yapılmasına uygun yerler mevcuttur.

————————————————
Karlık Yaylası ve Düdeni

Akgöl ve İnaltı Mağarası ile hemen hemen aynı bölge üzerinde bulunan Karlık yaylası 1600 metre yüksekliğe sahip geniş bir yayladır. Zengin bir orman yapısından sonra ulaşılan yaylada orman idaresine ait bir telsiz istasyonu ve gözetleme kulesi bulunmaktadır. Bölgenin en yüksek tepelerinden biri olan yayladan açık ve bulutsuz havalarda Sinop İnce burun açıkları ve şehir ışıkları rahatça görülmektedir.

Geniş otlaklardan oluşan yaylanın en büyük özelliği Karlık Düdenidir. Bölgenin jeomorfolojik yapısından kaynaklanarak oluşan bu düden iki yamacın arasında çökmüş bir alan görünümü vermektedir. Buradaki kayalık kesime ulaşıldığında Buradan aşağıya doğru uzanan bir mağara daha olduğu görülmektedir. Bu mağaranın yapısı ve bölgenin yüksek olması nedeni ile burada biriken karlar yaz aylarında Ağustos sonuna kadar erimemekte olup , oluşan bu kar kütükleri eski yıllarda yaz aylarında çevre köylüler tarafından kullanılmakta imiş. Bölgeye de adını veren bu düden mağarası ve çevresi yayla turizmi ve meyilli otlakları nedeniyle çim kayağı için oldukça uygun ortamlara sahiptir.
————————————————

İnaltı Mağarası

Ayancık ilçesindedir. Akgöl’e 6 km. uzaklıktadır. İnaltı Mağarası’nın İl Turizmine kazandırılabilmesi için l995 yılı sonunda Turizm Bakanlığı tarafından proje çalışmaları için 1.952.500.000.TL. ödenek gönderilmiştir.

2001 Yılında Mağarada öncelikle aydınlatma, Elektrik isale hattı, çevre düzenlemesi, yol çalışmaları ile ilgili projeler hazırlanmıştır. Şu ana kadar 20 milyarı Turizm Bakanlığı’ndan olmak üzere 65 milyar lira harcanarak, mağara içi aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.2004 yılında 65.000 YTL ile Jeneratör,Büfe ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Ayancık’tan mağaraya ulaşım yolu için proje hazırlanmış ve ödenek istemiyle Turizm Bakanlığı’na gönderilmiştir. Mağara içi yürüyüş yollarının projesi hazırlanmış, gerekli yardım talebimiz Bakanlığa iletilmiştir. Mağara bu haliyle halkın ziyaretine açılmıştır.
————————————————

İnaltı Kanyonları

Ayancık – Kastamonu yolunun 17. km sinden ayrılan stabilize yol ile ulaşılan kanyonlar ve mağara ilçenin en güzel rekreasyon alanlarındandır. Yol güzergahında inaltı yerleşmesi ve Alabalık Tesisleri de bulunmaktadır. Tesislerden sonra ulaşılan kanyon yolunun bir tarafı sarp kayalık öbür tarafı çay yatağından oluşmaktadır. Birkaç yerde çayın içinden geçen yol çay suları yüksek olmadıkça taksiler tarafından da kolaylıkla aşılabilmektedir. Ancak kar sularının eridiği ilkbahar ayları ile sonbahar aylarında yalnızca arazi taşıtları ile geçilebilmektedir. Zaman zaman da ağaç köprülerden geçilerek ilerleyen yol safari turları için oldukça müsait doğal bir parkurdur.

Kanyonun en can alıcı bölümü ; sarp kayalıklardan akan suların oluşturduğu küçük şelaleler ve çamur ve yosunların oluşturduğu sarkıt ve traventenlerin bulunduğu 1 km lik mesafedir. Bu alanı gruplar ve ziyaretçiler özellikle yürüyerek geçmeyi tercih etmektedirler. Kanyonun bitiminde orman içinde devam eden yol Alabalık Üretme tesislerini de (kapalı) geride bıraktıktan sonra İnaltı Köyüne ulaşmaktadır. Ormanlardan tomruk nakletmek için kullanılan Eski buharlı trenin dekovil hattının da geçtiği kanyonu iki vadisinde bulunan orman idaresine ait terkedilmiş barakalar kanyon ve bölge turizmi canlandığında tesis olarak kullanılmaya oldukça müsaittir.
————————————————

Bakırlı -Aksu Şelaleleri

Ayancık’a 27 km uzaklıkta olan Bakırlı Aksu şelaleri Bakırlı Köyü içerisnde yer almaktadır. Şelale egzotik bir görünüme sahiptir.
—————————————————-

Ayancık ilçesinde, Ön tarih devirlerinden kalan ve henüz hiç bir bilimsel araştırmanın yapılmadığı Pontus Krallarına ait kaya mezarları İlçenin batısındaki İstefan, (Çaylıoğlu) köyü sınırları içinde bulunmaktadır.
—————————————————–
Halen İstifan burnunun batı yakasında, toprak altında olup, içi toprak ve su dolu haldedir. Galerilerinden biri toprak üstündedir. Halk içinin su dolu olması ve çevresinin de su kaynağı yönünden zengin olması nedeni ile sulu kilise denmektedir. Hiçbir kazı çalışması yapılmadığı gibi, meraklı define avcılarının uğrak yeri halinde ara ara kazılmaktadır.
—————————————————-
Yalı Mahallesi sahil kesiminde bulunan bina eski bir kilise olup yıllarca cezaevi olarak kullanılmıştır. 1885 yılında inşa edilen Osmanlı’nın son dönemlerine ait bir yapıdır. Şu anda ise belediyenin çalışmalarıyla kültür merkezi haline getirilme çalışmaları başlamıştır.
—————————————————–

Ön tarih devirlerinden kalan ve henüz hiçbir bilmsel araştırmanın yapılmadığı İstifan yöresinde özellikle kaya mimarisi önemlidir. Burada “Paphlagonia tipi” kaya mezarları vardır.Mezar odalarının cepheleri anıtsal cephe mimarisinin özelliklerini taşır. Bu kaya mezarlarının Pontus krallarına ait olduğu anlaşılmıştır.Liman Çalışmları sırasında atılan dinamitlerle giriş kısmı kapanmıştır. En kısa zamanda kazı çalışmaları ile bu tarihi ve antik değerlerin toplumumuza kazandırılması en büyük dileğimizdir.
—————————————————–

Çamurca Plajı

Ayancıktan İstifan’a değin bir koylar zincirinin ilk halkası olan Çamurcu, harika kumu, sığ denizi ile güzel bir doğal plajdır. Yaz günleri Ayancık’lılarla birlikte, yerli ve yabancı turistlerle dolar, taşar. İleride Ortalık Plajı ve Ayancık Köyü doğal Plajları da ünlüdür.
—————————————————-

Gelincik Burnu

Yine Ayancık’tan İstifan’a giderken Çamurca Plajına gelmeden önce denize doru süzülmüş doğal bir burundur. Genelde balık tutmak ve piknik yapmak için çok uygun bir yer olup, muhteşem bir görüntüye sahiptir.
—————————————————–

Harzana Plajı

Ayancık’ın 11 km doğusunda bulunan Harzana Plajı ilçenin en çok talep gören yerlerinden biridir. 500 metre uzunluğunda ki kumsalı ve akşam serinliği ile romantik gün batımı manzaraları Harzana Plajı’na eşsiz bir görünüm katmaktadır. Çadır kurarak tatil yapmak isteyenler için Harzana Plajı en güzel mekanlardandır. Plajda yeme içme ihtiyacını karşılayacak küçük tesisler bulunmaktadır.
—————————————————–

Kuğu Yalısı

İlçe merkezine 3 km uzaklıkta olan Kuğu Yalısı dip güzelliği yönünden dikkat çekici bir koydur. Deniz ve Orman’nın bütünleştiği ender yerlerden birtanesidir.Deniz ve ormandan yararlanmak, sakin bir tatil geçirmek, günü birlik piknik yapmak için mükemmel ortamlar sunar. Ayrıca, Kuğu Yalısın’da ziyaretçilerin konaklayabilmesi için küçük tesisler mevcuttur.

—————————————————–

Gebelit Koyu

Ayancık’a uzaklığı 30 km’dir. Çay yatağının alüvyonları ile oluşmuş bir koydur. Kıyıları çakıllı olan koyun diğer koylardan farkı buradaki çayın iç kesimlerine kadar teknelerin yanaşmasına müsait olması sebebiyle barınak gibi kullanılabilmektedir. Buradan civardaki birçok koy ve kumsala geziler düzenlenmektedir. Karadeniz’in mavi sularına yelken açıp doğanın kucaklaştığı şirin koyları keşfetmek artık hayal olmaktan çıkmıştır.
—————————————————-

Akgöl yayla turizmine açılıyor
Sinop’un Ayancık ilçesinde tabiat harikası Akgöl’ün, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın turizmin çeşitlendirilmesi ve 12 aya yayılması çalışmaları kapsamında yayla turizmine açılmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında bölgede fizibilite çalışması başlatıldığı, çalışmaların ardından konuyla ilgili planlama yapılacağı öğrenildi. Yayla turizmine henüz açılmamasına rağmen, küresel ısınmanın da etkisiyle yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayan Akgöl, içinde barındırdığı çok sayıda endemik bitki türüyle de büyük ilgi çekiyor.

Bölgenin yayla turizmine açılması yönünde fizibilite çalışmalarının sürdüğünü belirten İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, Akgöl’ün yayla turizmi kategorisine girmesiyle önemli bir turizm potansiyeline kendisine çekeceğini söyledi.

Tüm doğal güzelliklerin turizme kazandırılmasının hedeflendiğini kaydeden Tosun, “Ülkemizde turizmin çeşitlendirilmesi ve 12 aya yayılması çalışmaları kapsamında, yayla turizmiyle kış turizminden yararlanma çalışmaları devam ediyor. Akgöl’ü de yayla turizmine açmak için başlatılan fizibilite çalışmaları ardından konuyla ilgili planlama yapılacak. Bölgede kadastro çalışmaları da tamamlandı” diye konuştu.
—————————————————-

Sinop’taki Ayancık İnaltı Mağarası, Türkiye’nin Dört Bir Yanından Ziyaretçi Akınına Uğruyor.

Sinop’taki Ayancık İnaltı Mağarası, Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor.
Açılımın İlk Yasası Meclis’te

Ayancık’a 35 kilometre, Akgöl’e ise 6 kilometre uzaklıkta İnaltı köyü sınırları içersinde yer alan İnaltı Mağarası içerisinde yapılan düzenlemeler sonrası yoğun bir şekilde ziyaretçileri ağırlıyor.

Mağarada geçtiğimiz yıllarda 65 bin YTL harcanarak aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi yapılmıştı.

Astım hastalığı ile çeşitli hastalıklara iyi geldiği belirtilen ve 3,5 kilometresine kadar gidilebilen İnaltı Mağarası’ndaki oldukça serin hava ve ilginç oluşumlar, Türkiye’nin çeşitli illerinden mağarayı ziyarete gelenleri adeta büyülüyor.

Mağaranın henüz tespit edilebilen 3,5 kilometrelik bölümü, çeşitli büyüklüklerde ve renklerde binlerce traverten, sarkıt ve dikitten oluşuyor. Türkiye’nin en büyük 10 mağarası arasında yer alan Ayancık İnaltı Mağarası’nı gezmek için Türkiye’nin değişik illerinden gelen ziyaretçiler ise mağaranın içerisinde çok güzel oksijen ve yayla havası olduğunu belirtiyor.

Özellikle solunum yolları rahatsızlıkları olan hastalara mağaranın havasının iyi geldiği belirten ziyaretçiler, traverten, sarkıt ve dikitten çok etkilendiklerini, buna rağmen ulaşım sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini ifade ediyor.

(CİHAN) (Cihan Haber Ajansı) 10.08.2009 10:44 [1734305
—————————————————-
AYANCIK AKGÖL
Ayancık ilçesinin güneyinde Ayancık-Kastamonu yolunun 31.km’sinde, yoldan 5km içeride bulunan Akgöl, 1200 metre yüksekliktedir. Etraftaki sık köknar ormanları içinden akan iki çayın birleşerek oluşturduğu göl ortalama 3 dönümlük alanı kaplamaktadır. Gölün yanında orman işletmesine ait bir tesis bulunmaktadır. Günü birlik piknik için uygun olan göl civarındaki orman içlerinde piknik masaları ve ızgara yerleri bulunmaktadır. Çevre ormanlarda yaban domuzu, ayı, kurt, çakal ve tavşan gibi av hayvanları mevcuttur. Akgöl’e ulaşmak için inilen 5km lik yol stabilize olup buradan da İnaltı bölgesine dogru yol devam etmektedir. Bu yol üzerinde bulunan Alabalik Tesisleri, İnaltı Mağarası; safari ve yürüyüşler için de müsaittir. Kış mevsiminin uzun geçtigi bölgede küçük kayak pistleri, yayla , av ve dağ turizmine yönelik tesisler yapılmasına uygun yerler mevcuttur.

baktabulİnaltı Mağarası
Akgöl ve İnaltı Mağarası ile hemen hemen aynı bölge üzerinde bulunan Karlık yaylası 1600 metre yüksekliğe sahip geniş bir yayladır. Zengin bir orman yapısından sonra ulaşılan yaylada orman idaresine ait bir telsiz istasyonu ve gözetleme kulesi bulunmaktadır. Bölgenin en yüksek tepelerinden biri olan yayladan açık ve bulutsuz havalarda Sinop İnce burun açıkları ve şehir ışıkları rahatça görülmektedir.

Geniş otlaklardan oluşan yaylanın en büyük özelliği Karlık Düdenidir. Bölgenin jeomorfolojik yapısından kaynaklanarak oluşan bu düden iki yamacın arasında çökmüş bir alan görünümü vermektedir. Buradaki kayalık kesime ulaşıldığında Buradan aşağıya doğru uzanan bir mağara daha olduğu görülmektedir. Bu mağaranın yapısı ve bölgenin yüksek olması nedeni ile burada biriken karlar yaz aylarında Ağustos sonuna kadar erimemekte olup , oluşan bu kar kütükleri eski yıllarda yaz aylarında çevre köylüler tarafından kullanılmakta imiş. Bölgeye de adını veren bu düden mağarası ve çevresi yayla turizmi ve meyilli otlakları nedeniyle çim kayağı için oldukça uygun ortamlara sahiptir.

İnaltı Kanyonları

Ayancık ilçesindedir. Akgöl’e 6 km. uzaklıktadır. İnaltı Mağarası’nın İl Turizmine kazandırılabilmesi için l995 yılı sonunda Turizm Bakanlığı tarafından proje çalışmaları için 1.952.500.000.TL. ödenek gönderilmiştir.
2001 Yılında Mağarada öncelikle aydınlatma, Elektrik isale hattı, çevre düzenlemesi, yol çalışmaları ile ilgili projeler hazırlanmıştır. Şu ana kadar 20 milyarı Turizm Bakanlığı’ndan olmak üzere 65 milyar lira harcanarak, mağara içi aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi çalışmaları tamamlanmıştır.2004 yılında 65.000 YTL ile Jeneratör,Büfe ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Ayancık’tan mağaraya ulaşım yolu için proje hazırlanmış ve ödenek istemiyle Turizm Bakanlığı’na gönderilmiştir. Mağara içi yürüyüş yollarının projesi hazırlanmış, gerekli yardım talebimiz Bakanlığa iletilmiştir. Mağara bu haliyle halkın ziyaretine açılmıştır.

—————————————————–

OP’TA TURiSTLERiN YENi GÖZDESi AYANCIK İNALTI MAĞARASI
Sinop’taki Ayancık İnaltı Mağarası, Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor.

Ayancık’a 35 kilometre, Akgöl’e ise 6 kilometre uzaklıkta İnaltı köyü sınırları içersinde yer alan İnaltı Mağarası içerisinde yapılan düzenlemeler sonrası yoğun bir şekilde ziyaretçileri ağırlıyor.

Mağarada geçtiğimiz yıllarda 65 bin YTL harcanarak aydınlatma, elektrik isale hattı, yürüyüş merdivenleri, giriş kapısı ve mağara önü çevre düzenlemesi yapılmıştı.

Astım hastalığı ile çeşitli hastalıklara iyi geldiği belirtilen ve 3,5 kilometresine kadar gidilebilen İnaltı Mağarası’ndaki oldukça serin hava ve ilginç oluşumlar, Türkiye’nin çeşitli illerinden mağarayı ziyarete gelenleri adeta büyülüyor.

Mağaranın henüz tespit edilebilen 3,5 kilometrelik bölümü, çeşitli büyüklüklerde ve renklerde binlerce traverten, sarkıt ve dikitten oluşuyor. Türkiye’nin en büyük 10 mağarası arasında yer alan Ayancık İnaltı Mağarası’nı gezmek için Türkiye’nin değişik illerinden gelen ziyaretçiler ise mağaranın içerisinde çok güzel oksijen ve yayla havası olduğunu belirtiyor.

Özellikle solunum yolları rahatsızlıkları olan hastalara mağaranın havasının iyi geldiği belirten ziyaretçiler, traverten, sarkıt ve dikitten çok etkilendiklerini, buna rağmen ulaşım sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini ifade ediyor.